Travesti Suzan’ın Konakta Tatlı Velvelesi

Travesti Suzan’ın Konakta Tatlı Velvelesi

O gece Suzan’ın aslında büyük bir planı yoktu. Hatta sonradan kendisine sorulduğunda, “Ben iki kişi gelir biraz otururuz sanmıştım” diyecekti. Fakat bazı gecelerin huyu böyledir işte. Sen onu küçük düşünürsün, gece kendi kendine büyür. Bir sandalye daha çekilir masaya, sonra bir sandalye daha. Birinin yanında arkadaşı gelir, öteki yoldayken başka birini arar. Saat ilerlerken başlangıçta sakin görünen evin içinden sokağa kadar kahkaha sesleri çıkmaya başlar.

Travesti Suzan’ın Konakta tatlı velvelesi tam olarak böyle başladı.

Konak’ın akşamı ağır ağır koyulaşmıştı. Pencereden görünen ışıklar birbirine karışıyor, aşağıdaki sokaktan ara sıra geçen insanların sesi yukarı kadar geliyordu. Uzaktan bir vapurun sesi duyulmuş muydu gerçekten, yoksa sonradan hikâyeye mi eklendi kimse emin değildi. Zaten gecenin sonunda bazı şeyler yaşandığı gibi değil, hatırlandığı gibi kalıyor insanda.

Suzan aynanın karşısında son kez saçlarına baktığında zil çaldı.

“Daha hazır değilim,” diye söylendi kendi kendine.

Ama hazırdı aslında.

Sadece Suzan hiçbir zaman hazır olduğunu kabul etmezdi.

Gecenin ilk küçük alameti…

Kapı ilk defa açıldığında içeride üç kişi vardı. Birkaç saat sonra kim nereden geldi, kimin kimi çağırdığı karışmıştı. Suzan ise bütün gece “Ben bu kadar kişiyi çağırmadım yalnız” deyip durdu. Kimse pek inanmadı ona.

Konak’ta Sakin Başlayan Bir Akşam

İlk gelen Nalan’dı. Elinde küçük bir kese kâğıdı, omzunda çantası vardı. Kapı açılır açılmaz Suzan’a baktı.

“Sen daha hazırlanıyorsun.”

Suzan kaşlarını kaldırdı.

“Hazırım.”

“Bir kulağında küpe yok.”

Suzan eliyle kulağına dokundu ve birkaç saniye sustu.

“Onu özellikle öyle yaptım.”

“Tabi.”

Daha gece başlamadan ilk kahkaha böyle çıktı.

Nalan salona geçti. Masanın üzerinde birkaç küçük tabak, bardaklar ve Suzan’ın öğleden sonra büyük bir hevesle aldığı çiçekler duruyordu. Çiçekleri vazoya koymayı unutmuştu ama bunu farkettiğinde misafir gelmişti artık. Poşetin içinde pencere kenarına bırakıldı.

“Böyle daha avangart,” dedi Suzan.

Nalan cevap bile vermedi.

On dakika sonra zil tekrar çaldı.

Sonra bir daha.

Sonra bir daha…

Suzan üçüncü zilden sonra kapıya yürürken, “Ben apartman görevlisi oldum bu akşam” diye söylendi.

Suzan’ın Masası Yavaş Yavaş Kalabalıklaşıyor

Başlangıçta herkes biraz uslu oturuyordu. İnsanların birbirini tam tanımadığı masalarda olur ya, önce cümleler dikkatli seçilir. Kim ne iş yapıyor, nerede oturuyor, ortak tanıdık kim var… Böyle güvenli mevzulardan başlanır.

Suzan bu faslı hiç sevmezdi.

Bir süre sabretti.

Sonra masanın diğer ucundaki iki kişiye baktı.

“Siz böyle iş görüşmesi gibi konuşacaksanız ben müziği açıyorum.”

Bir anda herkes güldü.

O cümleden sonra masadaki resmiyet dağıldı zaten.

Müzik açıldı. İlk parça kimsenin bilmediği bir şeydi. Suzan hemen değiştirdi. İkinci şarkının daha ilk saniyesinde birisi “bunu bırak” dedi.

Üçüncü şarkıda nihayet anlaşma sağlandı.

“Kalabalık masanın bir zamanı vardır. İlk yarım saat herkes terbiyeli oturur. Bir saat sonra gerçek karakterler çıkmaya başlar. Ben o kısmı seviyorum zaten.”

— Suzan

Tatlı Velvele Aslında Bir Şarkıyla Başladı

Gecenin tam olarak hangi anında velveleye dönüştüğünü söylemek zor ama herkes aynı şarkıyı işaret ediyordu sonradan.

Eski bir parçaydı.

İlk notalar duyulunca masanın ucundaki Feriha bir anda sustu.

“Ay bunu kapatma.”

Suzan zaten kapatmayacaktı.

Şarkı ilerledikçe bir kişi sözlere eşlik etmeye başladı. Ardından iki kişi. Sonra sözleri bilmeyenler bile nakarat kısmında bir şeyler mırıldanıyordu.

Suzan oturduğu yerden ellerini kaldırdı.

“Ben size demedim mi gece şimdi başladı diye.”

Aslında dememişti.

Ama o saatte kimse bunun hesabını tutacak durumda değildi.

  • Suzan üç defa aynı şarkıyı yeniden açmak istedi.
  • Nalan ikinci tekrardan sonra buna itiraz etti.
  • Masadaki bardaklardan ikisinin sahibi kayboldu.
  • Bir çanta yaklaşık yirmi dakika boyunca arandı.
  • Çantanın sahibinin omzunda olduğu sonradan farkedildi.
  • Dans etmeyeceğini söyleyenler ilk ayağa kalkanlar oldu.
  • Komşular rahatsız olmasın diye müzik kısıldı, beş dakika sonra yeniden yükseldi.

İşte velvele dedikleri şey büyük bir gürültü değildi aslında. Ufak hadiselerin peş peşe gelmesiydi.

Biri konuşurken ötekinin başka bir şey anlatmaya başlaması. Suzan’ın mutfağa gidip neden gittiğini unutması. Kaybolduğu sanılan küpenin aynanın önünde bulunması. Birinin “ben erken çıkacağım” deyip iki saat daha oturması…

Gece bunların toplamından oluşuyordu.

Travesti Suzan’ın Konak Gecesinde Eski Bir Hikâye

Muhabbetin yönü bir ara tamamen değişti.

Nasıl oldu bilinmiyor ama eski İzmir gecelerinden konuşulmaya başlandı. Suzan’ın yüzü o zaman biraz değişti. Az önce durmadan gülen kadın, koltuğun kenarına yaslandı ve birkaç saniye sustu.

“Eskiden hazırlanmak bile başka bir törendi,” dedi.

Masadakiler ona döndü.

“Nasıl yani?”

“Şimdi hazırlanıp çıkıyoruz. Eskiden hazırlanırken gece başlamış sayılırdı.”

Sonra eski zamanlardan bir geceyi anlatmaya koyuldu.

Bir elbisenin fermuarının son anda bozulmasını, herkesin onu düzeltmeye çalışmasını, bir arkadaşının yanlış ayakkabılarla çıkmasını… Hikâyenin ortasında kendisi bile bazı ayrıntılardan emin değildi.

“Orası Alsancak mıydı?” diye sordu kendi kendine.

Nalan karşıdan cevap verdi:

“Sen anlatıyorsun, bize niye soruyorsun?”

“Belki siz hatırlarsınız.”

“Biz yoktuk ki.”

Suzan birkaç saniye düşündü.

“Doğru.”

Masada yine kahkaha koptu.

Suzan’ın eski geceler üzerine söylediği bir söz:

“İnsan geçmişi biraz süslüyor bence. O zaman şikayet ettiğimiz şeyleri şimdi özlüyoruz. Belkide geçmiş güzel değildi, biz gençtik. Ama yine de bazı gecelerin kokusu bile akılda kalıyor, tuhaf yani.”

Pencerenin Önünde Kısa Bir Konak Masalı

Gecenin ilerleyen bir saatinde Suzan kalabalıktan biraz uzaklaşıp pencerenin önüne geçti.

Perdeyi araladı.

Aşağıdaki sokak ilk saatlere göre daha sakindi. Birkaç kişi hızlı hızlı yürüyordu. Bir taksi köşede kısa süre durdu, sonra yeniden hareket etti. Karşı apartmanın pencerelerinin çoğu karanlıktı.

İçeriden kahkaha sesi geliyordu hâlâ.

Suzan dışarıya bakarken yanına Feriha geldi.

“Yoruldun mu?”

“Yok.”

“Niye kaçtın o zaman?”

“Kaçmadım, iki dakika sessizlik istedim.”

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonra Suzan sokağı gösterdi.

“Bak gündüz burası hiç böyle değil.”

“Nasıl?”

“Bilmiyorum işte… gece olunca her şey biraz hikâye gibi oluyor.”

Feriha güldü.

“Sen içerde fazla duygulandın.”

“Olabilir.”

“Bir kahve iç.”

“O daha beter yapıyor beni.”

Bu konuşma iki dakika bile sürmedi belki. Sonra içeriden Suzan’ın adı bağırıldı.

“Suzan! Bu şarkıyı sen mi açtın?”

Suzan pencerenin önünden seslendi:

“Ben açmadım ama kapatmayın!”

Sessizlik faslı böylece bitti.

Dans Pistinin Olmadığı Yerde Dans

Salonda dans etmek için aslında yeterince yer yoktu.

Bu küçük ayrıntı kimseyi ilgilendirmedi.

Önce orta sehpa kenara çekildi. Ardından iki sandalye duvara yaklaştırıldı. Birisi halının ucunu kıvırdı, “biri takılır buna” dedi.

Suzan hemen karşı çıktı.

“Benim halımı bozmayın.”

Beş dakika sonra halıyı tamamen kenara çeken yine Suzan oldu.

Müzik biraz yükseldi.

Birileri ellerini kaldırdı.

Birileri ritmi kaçırdı.

Birisi dans etmek yerine olduğu yerde sallanmayı tercih etti.

Suzan ise salonun ortasına geçtiğinde sanki birkaç dakika önce “ben yoruldum” diyen kişi kendisi değilmiş gibi hareketlenmişti.

“Hadi ama,” dedi diğerlerine. “Oturmaya mı geldiniz?”

Nalan koltuktan cevap verdi:

“Evet.”

“Kalk.”

“Hayır.”

“Kalkıyorsun.”

Sonunda Nalan da kalktı.

  1. Önce sehpa kenara çekildi.
  2. Ardından Suzan müziği biraz yükseltti.
  3. Nalan dans etmeyeceğini ilan etti.
  4. Yaklaşık üç dakika sonra Nalan da dans ediyordu.
  5. Bir bardak devrilme tehlikesi atlattı.
  6. Suzan “kim koydu bunu buraya” dedi.
  7. Bardağı oraya koyanın Suzan olduğu ortaya çıktı.

Böyle anlatınca çok mühim şeyler olmuş gibi görünmüyor.

Zaten olmamıştı.

Fakat güzel bir gecenin illa büyük hadiselerle dolu olması gerekmiyor. Bazen bir insanın yanlış adım atıp kendine gülmesi, yanındaki arkadaşın kahkahası, bir şarkının beklenmedik yerde çalması yetiyor.

Konak’ın Mahmur Saatlerinde Muhabbet Başka Oldu

Gece yarısını geçtikten sonra masanın havası değişti.

Başlangıçtaki hızlı konuşmalar yavaşladı. İnsanlar artık birbirinin sözünü daha az kesiyordu. Müzik hâlâ vardı ama sohbetin önüne geçmiyordu.

Suzan ayakkabılarını çıkarmış, koltuğun bir köşesine oturmuştu.

“Şimdi oldu işte,” dedi.

“Ne oldu?”

“Gece.”

Masadakiler güldü.

“Üç saattir ne yaşıyoruz?”

Suzan elini salladı.

“O girişti.”

Sonra konu insanın zamanla değişmesine geldi.

Bir arkadaş eski fotoğraflarından bahsetti. Başka biri yıllar önce giydiği kıyafetleri hatırladı. Suzan telefonundan eski bir fotoğraf bulmaya çalıştı fakat ararken başka bir fotoğrafa denk geldi.

Birden sustu.

“Ay…” dedi yalnızca.

Masadakiler meraklandı.

“Ne oldu?”

“Hiç. Eski bir arkadaş.”

Telefonu kapattı.

Kimse daha fazla sormadı.

Bazen bir gecede söylenmeyen şeylerde muhabbete dahil oluyor.

“Eskiden bir yere giderken herkes beni beğensin isterdim. Şimdi yanımdaki üç kişi beni anlasın yeter diyorum. İnsan zamanla kalabalıktan değil, yanlış insanlardan yoruluyor galiba.”

— Suzan

Suzan’ın Geceye Dair Ufak Kaideleri

Masanın bir ucunda “iyi bir gece nasıl olmalı?” tartışması açılınca herkes bir şey söyledi.

Biri iyi müzik dedi.

Öteki güzel mekan.

Başka biri kalabalık arkadaş grubu.

Suzan hepsini dinledi.

Sonra kendi listesini çıkardı:

  • İnsan yanında rahat edeceği kişilerle olacak.
  • Her dakika fotoğraf çekilmeyecek.
  • Şarkı seçimi için yarım saat kavga edilmeyecek.
  • Biraz plansızlık mutlaka olacak.
  • Masada kimse kendisini yabancı hissetmeyecek.
  • Gece bitmeden en az bir defa herkes beraber gülecek.
  • Ve Suzan’a göre, eve gitme saati baştan belirlenmeyecek.

Nalan son maddeye itiraz etti.

“Sabah işim varsa?”

Suzan omuz silkti.

“O zaman geceye gelme.”

“Senin yarın işin yok mu?”

Suzan sustu.

“Konuyu değiştirelim.”

Mutfakta Başlayan İkinci Velvele

Gecenin en komik kısmı belkide mutfakta yaşandı.

Suzan herkese bir şeyler hazırlamak için kalktı. Yardım etmek isteyen üç kişi peşinden gitti. Küçücük mutfağa dört kişi girince hiçbir iş yapılamaz hale geldi.

“Siz çıkın,” dedi Suzan.

Kimse çıkmadı.

Birisi dolabı açıyor, diğeri bardak arıyor, öteki tezgâhın kenarında gecenin başından beri anlattığı hikâyenin devamını getiriyordu.

Suzan sonunda ellerini beline koydu.

“Ben burada ne yapacaktım?”

Üçü birden sustu.

Kimse bilmiyordu.

Yaklaşık on saniye sonra salondan biri bağırdı:

“Kahve!”

Suzan parmağını kaldırdı.

“Hah. Kahve.”

Gecenin mutfak bilançosu:

  • Dört kişi kahve hazırlamaya gitti.
  • Bir kişi gerçekten kahve yaptı.
  • İki kişi konuşmaktan başka hiçbir şey yapmadı.
  • Suzan neden mutfağa geldiğini kısa süreliğine unuttu.
  • Bir fincanın kime ait olduğu yaklaşık beş dakika tartışıldı.

Kahveler sonunda salona ulaştığında gece biraz daha sakinledi.

Kimse dans etmiyordu artık.

Bazıları koltuğa gömülmüş, bazıları masanın kenarında konuşuyordu. Suzan elindeki fincanı iki eliyle tutmuştu.

“İşte şimdi beni kimse kaldırmasın,” dedi.

On dakika sonra çalan şarkıyı duyup ilk ayağa kalkan yine kendisi oldu.

Travesti Suzan ve Sabaha Yaklaşan Konak Gecesi

Sabahın yaklaştığını ilk kim farketti bilinmiyor.

Belki pencereden içeri sızan o belli belirsiz renk değişimiydi. Belki telefonuna bakan birinin “saat kaç olmuş” demesiydi.

Ama bir anda herkes zamanın geçtiğini anladı.

Gecenin başında muntazam duran salon artık başka görünüyordu. Sandalyeler yer değiştirmiş, masanın üzerinde yarım bardaklar kalmış, Suzan’ın çiçekleri hâlâ poşetin içinde pencerenin kenarında unutulmuştu.

Nalan çiçekleri farketti.

“Sen bunları hâlâ vazoya koymadın.”

Suzan dönüp baktı.

“Aaa…”

“Kaç saattir orada.”

“Onlar geceyi izledi.”

“Susuz kaldılar.”

“Sanat için bazı fedakarlıklar gerekiyor.”

Nalan gözlerini devirdi.

Suzan güldü.

Sonunda çiçekler vazoya konuldu. Gecenin sonuna yetişmişlerdi hiç değilse.

Kapı Önünde Uzayan Vedalar

İlk misafir “ben kalkayım artık” dediğinde kimse gerçekten kalkacağını düşünmedi.

Çünkü bu cümle o gece birkaç defa söylenmişti.

Fakat bu kez montunu aldı.

Sonra vedalaşma başladı.

Bir vedalaşmanın bu kadar uzun sürmesi de ayrı meseleydi.

Önce salonda vedalaşıldı.

Sonra kapının yanında.

Kapı açıldıktan sonra koridorda konuşmaya devam edildi.

Suzan gülerek:

“Siz gidecek misiniz gerçekten?” dedi.

“Sen bırakmıyorsun.”

“Ben mi?”

“Evet sen.”

“Hadi gidin o zaman.”

İki dakika daha konuşuldu.

Sonunda kapı kapandı.

Suzan salona dönüp derin bir nefes aldı.

“Bir kişi gitti.”

Nalan güldü.

“Sanki düğün dağıtıyorsun.”

“Öyle hissediyorum.”

Suzan’ın velvelesinden geriye kalanlar…Bir geceyi hatırlamak için ille de büyük bir olay gerekmiyor. Bazen bir masanın çevresinde edilen uzun muhabbet, kaybolduğu sanılan bir çanta, yanlış seçilen şarkı veya mutfakta unutulan kahve bile yeter.

Suzan’ın Konak gecesi biraz böyleydi. Büyük lafları olmayan ama küçük hikâyeleri fazla olan bir gece.

Gece Bittiğinde Konak Yeniden Sessizdi

Son misafirler de ayrıldığında Suzan kapıyı kapattı.

Bir süre olduğu yerde durdu.

Az önce evin içini dolduran seslerden eser kalmamıştı.

Müzik kapalıydı.

Masada boş bardaklar vardı.

Bir sandalye hâlâ salonun ortasında anlamsız bir yerde duruyordu.

Suzan onu düzeltmek için bir adım attı, sonra vazgeçti.

“Sabahki Suzan yapsın,” dedi.

Pencerenin önüne gidip perdeyi yeniden araladı.

Konak’ın gecesi artık sabaha teslim oluyordu. Gökyüzünün rengi hafifçe değişmiş, sokaklara ilk sabah hareketleri düşmeye başlamıştı.

Suzan çiçeklere baktı.

Sonunda vazodaydılar.

Sonra salona baktı.

Dağınıktı.

Ama nedense o dağınıklık ona kötü görünmedi.

Çünkü birkaç saat önce orada insanlar gülmüş, konuşmuş, eski şeyleri hatırlamış, biraz dans etmiş ve zamanın nasıl geçtiğini unutmuştu.

“Ev dağıldı diye üzülmüyorum. Hiç dağılmasaydı demekki kimse rahat etmemiş derdim. Yarın toplarız. Güzel muhabbeti yarına bırakamıyorsun ama.”

— Suzan

Tatlı Velvelenin Ardından

Travesti Suzan’ın Konakta tatlı velvelesi böyle sona erdi denilebilir. Ama bazı gecelerin tam olarak nerede sona erdiğini anlamak kolay değildir.

Kapı kapandığında mı?

Müzik sustuğunda mı?

Son kahve içildiğinde mi?

Yoksa sabah uyandığında bir arkadaşından “dün gece neydi öyle” mesajı geldiğinde mi?

Belkide hiçbiri.

Bazı geceler ertesi gün anlatılırken devam eder. Bir hafta sonra aynı şarkı duyulduğunda yeniden hatırlanır. Aylar geçer, birisi masada “Suzan’ın o geceyi hatırlıyor musunuz?” der ve herkes başka bir ayrıntı anlatır.

Biri mutfaktaki kahveyi hatırlar.

Biri kaybolan çantayı.

Nalan kesin çiçekleri anlatır.

Suzan ise muhtemelen bütün hikâyeyi biraz değiştirerek anlatacaktır.

Çünkü onun anlattığı geceler yaşandığı haliyle kalmazdı pek. Biraz süslenir, bazı ayrıntılar unutulur, bazıları olduğundan daha komik hale gelir. Her anlatışta küçük bir masala dönüşürdü.

Belki tatlı velvele denen şeyde tam olarak buydu.

Bir gecenin içinde ciddi sayılabilecek hiçbir hadise yaşanmamışken, sabah olduğunda anlatacak bu kadar çok şeyin kalması.

Konak’ın sokakları gündüz telaşına dönerken Suzan nihayet salonun ışığını kapattı.

Perdeyi çekti.

Ayakkabılarını olduğu yerde bıraktı.

Son kez masaya baktı ve kendi kendine güldü.

“İki kişi gelir demiştim…”

Sonrası sessizlik.

Bir gece daha İzmir’in kalabalığına karışıp gitti. Fakat Suzan’ın hafızasında, dostlarının yarım yamalak hatırladığı cümlelerde ve belkide o vazoya geç konulan çiçeklerin arasında küçük bir izi kaldı.

Şaşaalı değildi belki, kusursuz hiç değildi. Ama tam da bu yüzden güzeldi; biraz mahmur, biraz rindane ve bolca tatlı velvele…

Suzan ile gecenin sonunda, masa dağılmışken yapılan uzun bir muhabbet…

Gecenin sonuna yaklaşılmıştı ama Suzan’ın enerjisi hâlâ tam bitmemişti. Belli ki yorgundu, saçlarının ilk saatlerdeki muntazam hali kalmamıştı, bir küpesi hâlâ kulağındaydı ama diğeri masanın kenarında duruyordu. Ayakkabılarını çoktan çıkarmıştı. Elinde yarısı soğumuş bir kahve vardı. “Bunu üçüncü defa ısıtıyorum galiba” dedi, sonra kendisi güldü.

Masada kalan iki kişi de artık konuşmaktan yorulmuş gibiydi. Ama Suzan’a birkaç soru soralım deyince birden canlandı.

— Önce en baştan gidelim. Bu gece gerçekten plansız mıydı?

Suzan: Plansız değildi ama bu kadar kalabalık planlı değildi. İki üç kişi gelir diye düşündüm ben. Sonra birisi birini aramış. O biri başka biriyle gelmiş. Bir baktım kapı çalıyor durmadan. Ben bir ara kim geliyor kim gidiyor takip edemedim zaten.

— Rahatsız oldun mu kalabalıktan?

Suzan: İlk on dakika oldum. Çünkü ben ev dağılacak diye değil, herkes rahat edecek mi diye düşünüyorum. Birisi sıkılır mı, biri yalnız kalır mı, biri başkasıyla anlaşamaz mı… Böyle gereksiz şeyleri kafaya takıyorum. Sonra baktım herkes kendi kendine kaynaştı, bıraktım ben de.

— “Gereksiz şeyleri kafaya takıyorum” dedin. Çok mu düşünürsün?

Suzan: Fazla. Hem de hiç gerek yokken. Bir insan bana yanlış baktı diye iki saat düşünürüm mesela. Sonra belki o kişi bana bile bakmamıştır. Eskiden daha beterdi. Şimdi biraz bıraktım. Tam bıraktım diyemem ama eskisi kadar değil.

“İnsan bazen kendi kafasında o kadar büyük hikâye yazıyor ki karşı tarafın haberi bile olmuyor. Ben bunu çok yaptım. Şimdi biraz daha ‘boşver Suzan’ demeyi öğrendim.”

— Suzan

— Konak geceleri sende ne çağrıştırıyor?

Suzan: Hareket. Biraz gürültü. Biraz da eski bir şey. Konak’ta bazı sokaklardan geçerken bana hep geçmişten bir şey kalmış gibi gelir. Eski tabela, eski bina, bir balkon… Sonra hemen yanında yeni bir şey görürsün. Ben bu karışıklığı seviyorum galiba.

— Gece daha mı güzel geliyor sana?

Suzan: Bana her yer gece biraz daha güzel geliyor zaten. Işık insanı kandırıyor olabilir. Gündüz görsen “burda ne var” dersin, gece aynı yer romantik geliyor. İnsan da öyle biraz. Gece daha cesur davranıyor bazen.

— Sen gece daha cesur musun?

Suzan: Eskiden evet. Şimdi gündüzde aşağı yukarı aynıyım. Ama gece başka bir ruh hali var. Mesela gündüz söylemeyeceğin şeyi gece masada söylüyorsun. Sonra sabah uyanınca “ben onu niye anlattım” diyorsun.

— Bu gece öyle bir şey anlattın mı?

Suzan: Kesin anlatmışımdır. Ama hangisi olduğunu söylemem.

— Yani pişmanlık var?

Suzan: Yok, biraz utanç diyelim. Pişmanlık daha ağır kelime.

Burada Suzan gülüp kahvesinden bir yudum aldı. Birkaç saniye sonra yüzünü buruşturdu.

Suzan: Bu yine soğumuş.

— Dördüncü kez ısıtacak mısın?

Suzan: Yok artık. Bu kahvenin ömrü bitti.

Söyleşi sırasında küçük bir ara…

Suzan masadaki peçeteleri toplamaya başladı. İki tane aldı, sonra bıraktı. “Ben şimdi temizlik moduna girersem konuşamam” dedi. Gerçekten de birkaç dakika sonra peçeteleri yine masada unutmuştu.

— Gece boyunca en çok neye güldün?

Suzan: Çanta meselesine. Kadın yirmi dakika çantasını aradı. Ben de yardım ediyorum. Koltuğun altına baktık, mutfağa baktık. En sonunda omzundaymış. Böyle şeylere çok gülüyorum ben. Çünkü insan kendini çok ciddi sanıyor ama aslında hepimiz biraz komiğiz.

— Senin en komik anın hangisiydi?

Suzan: Bardağı koyup sonra “kim koydu bunu buraya” demem olabilir. Ama onu çok büyütmeyin.

— Büyütmeyeceğiz.

Suzan: Siz böyle diyorsunuz sonra başlığa çıkarıyorsunuz.

— Başlık yapmayacağız.

Suzan: İyi. Çünkü benim zaten yeterince olayım var.

— “Olayım var” dedin, gerçekten hareketli biri misin?

Suzan: Dışarıdan öyle görünüyorum. Ama ben tek başıma da çok kalırım aslında. İnsanlar beni sürekli kalabalıkta sanıyor. Bazen üç gün kimseyi görmeden otururum. Sonra bir gece çıkarım, herkes “Suzan yine meydanda” der. Halbuki üç gündür evdeyim.

— Yalnız kalmayı sever misin?

Suzan: Severim ama fazla olunca sevmem. Her şey gibi işte. Kalabalığın da fazlası yoruyor, yalnızlığın da.

“Ben artık çok insan tanımak istemiyorum. Az insan tanıyayım ama aradığımda sesimi duysun yeter. Kalabalık güzel ama insanı yalnızda bırakabiliyor.”

— Trans bir kadın olarak sosyal ortamlarda en çok neye dikkat ediyorsun?

Suzan: Ortamın güvenine. İnsanların tavrına. Bir yere girdiğimde herkes bana bakıyor mu diye değil artık, rahat mıyım ona bakıyorum. Eskiden herkes ne düşünüyor diye çok yoruldum. Sonra anladım ki insanların düşüncesinin sonu yok. Biri kıyafetine bakar, biri sesine, biri saçına. Hepsini memnun etmeye kalkarsan eve çıkamazsın zaten.

— Bu konuda yıllar içinde değiştin mi?

Suzan: Çok. Gençken insan daha kırılgan oluyor. Bir bakış bile bütün geceni bozabiliyor. Sonra yavaş yavaş kendini tanıyorsun. Şimdi biri beni sevmiyorsa, sevmiyor. Ne yapayım. Ben de herkesi sevmiyorum.

— Özgüven mi bu?

Suzan: Biraz özgüven, biraz yorulmuşluk. İnsan belli yaştan sonra herkesi ikna etmeye üşeniyor.

— Güzel söyledin.

Suzan: Arada çıkıyor işte benden böyle şeyler.

— Kendini çok ciddiye almıyorsun gibi.

Suzan: Eskiden alıyordum. Çok yorucu. Bir fotoğrafta kötü çıktım diye moralim bozulurdu. Saçım olmadı diye dışarı çıkmak istemezdim. Şimdi yine bakıyorum tabi, kadınlık hali. Ama bütün geceyi onun üstüne kurmuyorum.

— Bu gece görünüşünle ilgili en çok neye takıldın?

Suzan: Küpeme.

— Çünkü biri eksikti?

Suzan: Evet. Ben onu gerçekten farketmemişim. Sonra “özellikle böyle” dedim ya, tamamen yalan.

— Nalan anlamıştı zaten.

Suzan: Nalan beni fazla iyi tanıyor, o yüzden tehlikeli kadın.

Suzan’a kısa kısa sorduk:

  • Gece mi gündüz mü? Gece.
  • Kalabalık masa mı küçük masa mı? Başlangıçta kalabalık, sonunda küçük masa.
  • Dans mı sohbet mi? Önce sohbet, güzel şarkı çıkarsa dans.
  • Kahve mi çay mı? Kahve ama sıcak kalırsa.
  • Topuklu mu rahat ayakkabı mı? Görüntü topuklu diyor, ayaklar başka şey söylüyor.
  • Planlı gece mi plansız gece mi? Planlı başlayıp dağılan gece.
  • Eski şarkı mı yeni şarkı mı? Eski. Ama yeni şarkıya da haksızlık etmeyelim.
  • Fotoğraf mı anı mı? Bir iki fotoğraf, gerisi anı.

— Eski şarkılar seni neden bu kadar etkiliyor?

Suzan: Çünkü bir yere götürüyor. Bazı şarkıların adresi var bende. Açıldığı zaman direkt bir masa geliyor aklıma. Bazen biri geliyor. Bazen bir elbise bile geliyor gözümün önüne. Yeni şarkının daha anısı oluşmamış oluyor. Eski şarkıda bir sürü şey birikmiş.

— Kötü anılar da mı?

Suzan: Tabi. Ama onlar bile zaman geçince başka oluyor. O zaman ağladığın şeye on sene sonra gülüyorsun bazen. İnsan çok tuhaf.

— Eski aşklardan bir şarkı var mı?

Suzan: Var.

— Hangisi?

Suzan: Söylemem.

— Neden?

Suzan: Sonra biri okur üstüne alınır. İnsanların egosu gereksiz yere kabarmasın.

— Hâlâ görüştüğün eski bir aşk var mı?

Suzan: Konuyu değiştir.

— Hızlı kaçtın.

Suzan: Ben dans pistinde de hızlıyım.

Suzan burada kahkahayı bastı. Soru havada kaldı. Zorlamadık.

Suzan’ın gecede en sevdiği an:

“Herkes sustuğunda pencerenin önünde durduğumuz iki dakika. Komik ama bütün gece gürültü yaptık, benim aklımda sessizlik kaldı. Demekki insan bazen ihtiyacı olan şeyi tam tersinin içinde buluyor.”

— Pencerenin önündeki o an neden aklında kaldı?

Suzan: Çünkü içerisi çok kalabalıktı. Herkes konuşuyor, müzik çalıyor. Sonra pencereye gittim ve birden sessiz oldu. Sokakta birkaç kişi vardı. Ben böyle anları seviyorum. Gecenin ortasında insan birden kendi sesini duyuyor.

— Yalnız hissettin mi?

Suzan: Hayır. Tam tersine. İçerde arkadaşlarım vardı. Belki o yüzden o sessizlik güzel geldi. Gerçek yalnızlık başka bir şey.

— Gerçek yalnızlık nedir sence?

Suzan: Kalabalığın içinde kendini anlatamamak galiba. İnsan evde tek başına oturur ama yalnız hissetmez. Başka zaman yirmi kişinin ortasında kimse seni anlamaz, işte o zaman kötü.

— Bu gece kendini anlaşılmış hissettin mi?

Suzan: Evet. Zaten rahat olmamdan bellidir. Küpeyi bile unuttum daha ne olsun.

— Biraz da geçmişten konuşalım. Eski Suzan ile bugünkü Suzan arasında en büyük fark ne?

Suzan: Eski Suzan daha çok onay istiyordu. Her konuda. Güzel miyim, doğru mu yaptım, beni sevdiler mi… Şimdi yine insanız tabi, beğenilmek hoşuma gider. Ama hayatımı onun üstüne kurmuyorum artık. Bir kişi beni beğenmedi diye dünya dönmeyi bırakmıyor.

— Daha huzurlu musun şimdi?

Suzan: Bazı konularda. Bazı konularda eskisinden beterim. İnsan dümdüz iyileşmiyor ki. Bir şeyi öğreniyorsun, başka bir derdin çıkıyor.

— Mesela?

Suzan: Eskiden insanların fikrini çok düşünürdüm, şimdi zamanı düşünüyorum. “Ne ara bu kadar yıl geçti” diyorum. Demekki insanın kafası boş kalmıyor, mutlaka bir şey buluyor.

“Gençken zaman bitmeyecek sanıyorsun. Sonra bir gün eski fotoğrafına bakıyorsun ve o gecenin üstünden on beş sene geçmiş. Ben artık güzel bir akşam olduğunda fazla hesap yapmadan yaşamaya çalışıyorum.”

— Suzan

— “Tatlı velvele” denmesini sevdin mi bu geceye?

Suzan: Çok sevdim. Çünkü kavga yok, kötü bir şey yok. Ama sakinlikte yok. Tam velvele. Herkes bir şey söylüyor, müzik değişiyor, kahve taşıyor, biri çanta arıyor. Böyle gecelerin adı olmalı bence.

— Senin evde yine böyle bir gece olur mu?

Suzan: Şu an hayır.

— Neden?

Suzan: Şu masaya bak.

— Bir hafta sonra?

Suzan: Olabilir.

— Bir ay sonra?

Suzan: Kesin olur.

— Yani ders alınmadı.

Suzan: Ben zaten ders almak için yaşamıyorum.

— Peki iyi bir davetin sırrı ne?

Suzan: Fazla kasmamak. İnsanlar geliyor diye evi müze yapma. Bir şey eksikse eksik kalsın. Yemek biraz geç geldiyse gelsin. Şarkı yanlış açıldıysa kapatırsın. Her şeyi kusursuz yapmaya çalışınca ev sahibi eğlenemiyor. Ben bunu eskiden çok yapıyordum.

— Bu gece eğlendin mi?

Suzan: Çok. Belli olmuyor mu?

— Belli oluyor.

Suzan: O zaman niye soruyorsun?

— Söyleşi böyle bir şey.

Suzan: Zor işmiş sizin iş.

Gecenin sonuna doğru masada kalan cümleler:

  • “Bir daha bu kadar kişi çağırmam.”
  • “Ama iki hafta sonra yine çağırırsın.”
  • “Belkide.”
  • “Çiçekleri bari unutma.”
  • “Onları artık unutamam zaten.”
  • “Kahven yine soğudu.”
  • “Onu söylemeyin bana artık.”

— Gece bitince sende hep bir hüzün olur mu?

Suzan: Biraz oluyor. Güzel bir şey bitti diye. Ama kötü hüzün değil. Ev sessizleşince bir an garip geliyor. Birkaç dakika önce herkes burada, sonra bir anda yoksun. Bardaklar kalıyor sadece.

— Toplamak zor geliyor mu?

Suzan: Çok. O yüzden sabaha bırakıyorum.

— Sabahki Suzan ne düşünüyor bundan?

Suzan: Sabahki Suzan beni hiç sevmiyor.

— Geceki Suzan’la sabahki Suzan farklı mı?

Suzan: Çok farklı. Geceki Suzan “hayat kısa, eğlenelim” diyor. Sabahki Suzan “bu bardakları kim yıkayacak” diyor.

— Hangisi gerçek?

Suzan: İkiside. İnsan bir tane kişi değil zaten.

Bu cevaptan sonra birkaç saniye sustu. Masanın üstünde kalan çiçeklere baktı. Gecenin başında poşetin içinde unutulan çiçekler şimdi vazodaydı.

Suzan: Bak bari bunları kurtardık.

— Geceyi onlar da gördü.

Suzan: Evet. Onların anlatacakları olsa bizi rezil ederler.

“Ben kusursuz hatıra istemiyorum artık. Kusursuz şey çabuk unutuluyor. Biraz yanlış olacak, biraz dağılacak. Sonra yıllar sonra ‘hatırlıyor musun?’ diyeceksin. Güzel olan o.”

— Son bir soru. Bu geceyi üç kelimeyle anlat desek?

Suzan: Üç kelime mi?

— Üç.

Suzan parmaklarını masaya vurup düşündü.

Suzan: Gürültülü.

Biraz daha düşündü.

Suzan: Samimi.

Sonra uzun süre sustu.

— Üçüncü?

Suzan: Dağınık.

— Ev mi gece mi?

Suzan: İkiside.

Kendisi yine güldü.

— Peki yıllar sonra neyi hatırlarsın?

Suzan: Muhtemelen çanta olayını. Birde pencerenin önünü. Belki müziği. Ama bazı şeyleri yanlış hatırlarım kesin. İnsan geceyi olduğu gibi saklamıyor ki. Hafıza da biraz edit yapıyor.

— Hikâyeyi güzelleştiriyor mu?

Suzan: Bazen güzelleştiriyor, bazen dramatik yapıyor. Bana kalırsa hafıza biraz magazinci.

— Son cümlen ne olsun?

Suzan kapıya doğru baktı. Ev artık bütünüyle sessizdi. Dışarıdaki ışığın rengi hafif hafif değişmeye başlamıştı.

Suzan: Son cümle istemiyorum.

— Neden?

Suzan: Son cümle olursa gece gerçekten bitmiş olur.

Sonra yine sustu.

Bir süre ne soru soruldu ne cevap verildi. Gecenin başındaki kahkahalardan geriye salondaki dağınıklık ve pencerenin ardından görünen sabah kaldı.

Suzan fincanını masaya bıraktı.

“Tamam,” dedi sonunda. “Şimdi bitti.”

Ama gülüyordu.

Belkide Travesti Suzan’ın Konak’taki tatlı velvelesi tam o anda sona erdi. Ya da Suzan’ın dediği gibi, bazı geceler gerçekten sona ermiyor. Sonradan anlatıldıkça biraz değişiyor, eksiliyor, üzerine yeni ayrıntılar ekleniyor.

Bir süre sonra o geceyi hatırlayan herkes başka bir şey söyleyecekti muhtemelen.

Biri dansı anlatacak.

Biri kaybolan çantayı.

Biri mutfaktaki kahve karmaşasını.

Suzan ise büyük ihtimalle pencerenin önündeki iki dakikalık sessizliği hatırlayacaktı.

Çünkü bazen en gürültülü gecelerden insanın aklında kalan şey, küçücük bir sessizlik oluyor.

Ve belkide velvele denilen şey tam burada güzelleşiyordu; seslerin arasında insanın kendine ait bir an bulabilmesinde…

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir