Bengü önündeki tabağa yaklaşık yarım dakikadır bakıyordu. Çatal elinde ama henüz karar verememiş. Masadakiler çoktan yemeye başlamış, o ise tabağın kenarındaki uzun ince yeşilliklerden birini çatalla çevirip duruyordu.
“Bu mu yani yemlik?” diye sordu.
Masadan birisi “evet o” deyince yüzündeki ifade biraz daha değişti.
İzmit’te sıradan başlayan o öğleden sonra, travesti Bengü için küçük bir lezzet macerasına dönüşecekti. Çünkü Bengü daha önce adını birkaç kere duyduğu fakat hiç tatmadığı yemlik otuyla ilk defa karşı karşıyaydı. Üstelik başta pek heveslide değildi.
“Ben bunun ot olduğunun farkındayım değil mi?” dedi gülerek.
Masadakilerden cevap gecikmedi:
“Zaten mesele o.”
Bengü kahkahayı bastı.
“Ben ilk gördüğümde biraz çekindim açıkcası. Çünkü tabağa baktım bildiğin yeşillik. Sonra herkes öyle bir anlatıyor ki sanki birazdan hayatım değişecek. Dedim tamam, bir lokmadan ne olacak.”
Bengü’nün Yemlikle İlk Karşılaşması Pek Romantik Olmadı
Aslında Bengü’nün yemlikle tanışması önceden planlanmış bir şey değildi. O gün uzun uzun yemek konuşmak gibi bir niyetide yokmuş. Sohbet sırasında masaya birkaç tabak gelmiş, ardından yemlik ortaya çıkmış.
Bengü önce bunun başka bir yeşillik olduğunu sanmış.
Roka mı?
Değil.
Hindiba mı?
O da değil.
“Maydanozun uzun akrabası gibi bir şey mi?” diye sorunca masada yeniden gülüşmeler başlamış.
Yemliği bilenler hemen anlatmaya koyulmuş. Kimi çocukluğundan beri yediğini söylüyor, kimi yoğurtla sevdiğini, bir başkası ise mümkün olduğunca sade tüketmek gerektiğini savunuyordu.
Bengü ise bütün bu konuşmaları dinlerken hâlâ ilk lokmayı almamıştı.
Masadaki küçük tartışma:
- Bir kişi yemliğin sade yenmesi gerektiğini söyledi.
- Bir başkası limonla daha güzel olduğunu savundu.
- Yoğurtla yiyenlerin tarafı ayrı çıktı.
- Bengü ise daha tadına bakmadan “ben limon tarafındayım” dedi.
İlk Lokmadan Önce Gereksiz Bir Heyecan
Bengü sonunda çatalına küçük bir parça aldı.
Ama yemedi.
Önce kokladı.
Sonra tekrar tabağa bıraktı.
“Bir dakika hazır değilim” dedi.
Masadakiler artık Bengü’nün yemlik yemesini bekliyordu. Sanki çok önemli bir tadım yapılacak. Bengü de durumun komikliğinin farkına varmış olacak ki bir noktadan sonra kendi kendine gülmeye başladı.
“Alt tarafı ot yiyeceğim, niye böyle olduk?” diye söylendi.
İkinci denemede çatal yeniden kalktı.
Bu defa geri dönüş olmadı.
Bengü ilk lokmayı aldı.
Çiğnedi.
Bir şey söylemedi.
Masadakiler yüzüne bakıyor.
Bengü biraz daha çiğnedi.
Kaşlarını hafif kaldırdı.
Sonra ağzından ilk cümle çıktı:
“Bir dakika… Ben bunu sevdim galiba.”
Travesti Bengü İçin Asıl Sürpriz Tadı Oldu
Bengü’nün beklediği tat çok daha sertmiş. Hatta kendisinin anlattığına göre acımsı, ağzında uzun süre kalan bir şey bekliyormuş. İlk lokmada karşılaştığı tat ise kafasında kurduğu kadar yabancı gelmemiş.
Hemen ikinci lokmayı aldı.
Bu defa kimse zorlamadı zaten.
Ardından üçüncü…
Biraz önce tabağın başında tereddüt eden Bengü birkaç dakika sonra yemliğin nasıl hazırlanabileceğini soruyordu.
“Bunun kavurması oluyormu?”
“Yoğurt koyunca nasıl oluyor?”
“Yumurtayla yapan var mı?”
Sorular arka arkaya gelmeye başladı.
Masadakilerden birisi “az önce yemek istemiyordun” deyince Bengü’nün cevabı hazırdı:
“İnsan fikrini değiştiremez mi canım?”
Bengü’nün ilk puanı:
İlk lokmadan sonra 10 üzerinden 6 verdi. Birkaç lokma sonra puanı 7’ye çıkardı. Limon eklendikten sonra ise “tamam şimdi oldu” diyerek 8’e kadar yükseltti. Masadakiler bu hızlı puan değişimine baya güldü.
Limon Gelince İşin Rengi Değişti
Masada küçük bir limon dilimi vardı. Bengü onu alıp yemliğin üzerine sıktı. Fazla değil, birkaç damla.
Sonra yeniden tattı.
Bu sefer yüzündeki ifade daha netti.
“Heh, şimdi ben bunu anladım.”
Bengü’ye göre limonla birlikte tat biraz daha canlı hale gelmişti. Kendisi zaten ekşiyi sevdiğini söylüyor. Bu yüzden ilk lokmaya göre ikinci deneme ona daha yakın geldi.
Fakat birkaç dakika sonra başka bir tartışma başladı.
Masadakilerden biri yemliğin tadını limonla bastırdığını söyledi.
Bengü hemen itiraz etti.
“Bastırmıyorum, destekliyorum.”
“Yemliğin kendi tadını alamıyorsun.”
“Aldım zaten, şimdi keyif yapıyorum.”
Bu konuşma bir süre devam etmiş. Kimse kimseyi ikna edememiş ama tabaktaki yemlik giderek azalmış.
Bir Tabak Yemlik Nasıl Sohbetin Merkezine Oturdu?
Asıl ilginç olan Bengü’nün yemliği sevmesi değilmiş belkide. Masadaki herkesin bir anda kendi çocukluk hikâyelerini anlatmaya başlaması olmuş.
Birisi ailesinin bahar geldiğinde topladığından söz etti. Başka biri yıllardır yemediğini söyledi. Bir başkası ise çocukken hiç sevmediğini ama büyüdükçe damak tadının değiştiğini anlattı.
Bengü bunları dinlerken önündeki tabağa yeniden uzanıyordu.
“Demek bunun bu kadar hikâyesi varmış” dedi.
Yemeklerin bazen böyle tarafları oluyor. Çok gösterişli bir tabak değildir, kimse fotoğrafını çekmek için beş dakika uğraşmaz. Fakat masaya geldiğinde birinin çocukluğunu hatırlatır. Başka birine eski bir sofrayı.
Bengü için ise henüz hatırlanacak bir geçmiş yoktu.
Onun yemlik hikâyesi o gün başlıyordu.
İzmit’te Yemlik Muhabbeti Uzadıkça Uzadı
Bir noktadan sonra konu tamamen yemlik tariflerine döndü. Bengü telefonunu bile çıkardı. Not alacak kadar ciddi değildi belki ama birkaç şeyi unutmamak istiyordu.
Kendisine anlatılan yöntemlerden bazıları şunlardı:
- Yemliği güzelce temizleyip sade biçimde tüketmek.
- Üzerine az miktarda limon eklemek.
- Yoğurtla birlikte hazırlamak.
- Farklı otlarla karıştırarak salata yapmak.
- Uygun tariflerde kısa süre pişirerek değerlendirmek.
Bengü listenin ortasında durdurdu.
“Ben önce sade olanı öğreneyim, sonra ustalığa geçeriz.”
Birisinin “sen biraz önce bunun ne olduğunu bilmiyordun” demesiyle yine kahkaha koptu.
Bengü’nün cevabı bu kez daha iddialıydı:
“Her uzman bir zamanlar ilk defa yemiştir. Ben bugün başladım, iki aya kalmaz yemlik konusunda size ders veririm.”
Bengü’nün İkinci Tabağı İstemesi Her Şeyi Değiştirdi
İlk tabak bitmeye yaklaşınca Bengü kimsenin beklemediği soruyu sordu.
“Başka varmı?”
Masada birkaç saniyelik sessizlik olmuş.
Sonra herkes aynı anda gülmeye başlamış.
Çünkü yaklaşık yarım saat önce önündeki yeşilliğe şüpheyle bakan Bengü, şimdi ikinci tabağın peşindeydi.
“Ne var yani, sevdim” dedi.
İkinci tabak geldiğinde bu defa tadım töreni olmadı. Bengü çatalla doğrudan aldı. Biraz limon sıktı ve sohbetine devam etti.
İlk lokmadaki bütün o tereddüt kaybolmuştu.
Masadan gelen soru:“Bengü, yarın yine önüne koysak yer misin?”
Bengü: “Yarın değil, akşam yine koysanız yerim. Ama limonu unutmayın.”
Bengü Neden Daha Önce Yemlik Yememiş?
Bu sorunun çok ilginç bir cevabı yok aslında.
Denk gelmemiş.
Adını duymuş ama merak edip özellikle aramamış. Önüne geldiği bir sofra da olmamış. Bengü zaten bazı yiyeceklere karşı ilk başta biraz mesafeli olduğunu söylüyor.
Özellikle görüntüsünü bilmediği otlara.
“Ben önce bakıyorum, sonra düşünüyorum, sonra yine bakıyorum” diye anlatıyor.
Masadakiler buna itiraz ediyor.
“Sen her şeye önce fotoğraf çekiyorsun.”
Bengü gülüyor.
“O başka mesele.”
Gerçektende ilk tabağın fotoğrafını çekmiş. Ama yemeden önce değil, birkaç lokmadan sonra. Çünkü başta bu kadar hoşuna gideceğini düşünmemiş.
Bir Lokmayla Başlayan Küçük Bir İzmit Hatırası
Günün sonunda Bengü için mesele sadece yeni bir tat denemek değildi. En azından kendisi böyle anlatıyor.
İnsan bazen çok basit şeylere karşı bile peşin hükümlü davranıyor.
Görüntüsünü sevmiyor.
Adını garip buluyor.
Daha önce tatmadığı için uzak duruyor.
Sonra birisi “bir kere dene” diyor ve bütün fikir değişebiliyor.
Yemlik Bengü için tam olarak böyle olmuş.
“Ben çok büyük bir şey keşfetmedim tabi ama hoşuma gitti. İnsan bilmediği şeyi kafasında başka türlü düşünüyor. Tadınca diyorsun ki e bunun nesi varmış. Benim yemlik meselesi aynen böyle oldu.”
Peki Bengü Yemliği Evde Hazırlayacak mı?
Söylediğine göre evet.
Fakat burada küçük bir problem var.
Bengü nasıl temizleneceğini, hangi kısmının kullanılacağını ve ne kadar hazırlanması gerektiğini tam olarak bilmiyor. Masada anlatılanların yarısını da unuttuğunu kabul ediyor.
“Bana biri gösterirse yaparım” diyor.
Sonra biraz düşünüyor.
“Gerçi ilk sefer kesin bir şeyleri yanlış yaparım.”
Ardından yine gülüyor.
İlk denemesinde çok karmaşık bir tarif yapmayı düşünmüyor. Sade, limonlu ve yanında başka birkaç şey olan basit bir tabak hazırlamak istiyor.
Çünkü ona göre yeni bir tadı ilk zamanlarda fazla karıştırmamak lazım.
- Önce yemliği doğru şekilde hazırlamayı öğrenecek.
- İlk ev denemesini mümkün olduğunca sade yapacak.
- Limon kesin olacak.
- Sonraki denemede yoğurt seçeneğine bakacak.
- Beğenirse başka tarifleri deneyecek.
Listenin üçüncü maddesine özellikle dikkat çekiyor.
“Limon kesin olacak kısmını kalın yazın.”
Masadan Kalkarken Tabakta Yemlik Kalmamıştı
Sohbet bittiğinde ilk gelen tabaktan eser yoktu. İkinci tabakta da yalnızca birkaç küçük parça kalmış.
Bengü masadan kalkmadan önce tabağa baktı.
“Ben buna başta burun kıvırdım birde” dedi.
Yanındaki kişi hemen cevap verdi:
“Sen ikinci tabağı istedin.”
“Tamam onu herkese söylemek zorunda değilsiniz.”
Tabiki söylendi.
Hatta Bengü’nün yemlikle ilk tanışmasının en çok hatırlanan kısmı belki ilk lokması değil, ikinci tabağı istemesi oldu.
Günün küçük özeti:
Travesti Bengü İzmit’te ilk kez yemlik tattı, ilk lokmadan önce uzun süre tereddüt etti, tadınca fikrini değiştirdi ve günün sonunda ikinci tabağı isteyen kişi yine kendisi oldu. Büyük bir gastronomi macerası değildi belki ama masada anlatılacak eğlenceli bir hatıra kesinlikle çıktı.
Travesti Bengü’nün Yemlik Kararı: Tekrar Yer mi?
Cevap çok net.
Evet.
Hatta Bengü artık karşısına çıktığında yemliği es geçmeyeceğini söylüyor. Yalnız kendi damak tadına göre küçük dokunuşlar yapmak istiyor. Biraz limon, belki yanında yoğurt ve çok karışık olmayan bir sunum.
İlk kez tattığı bir yiyeceğin bu kadar uzun muhabbete dönüşeceğini kendisi de tahmin etmemiş.
İzmit’te başlayan gün aslında sıradan devam ediyordu. Masaya bir tabak geldi, Bengü “bu ne?” diye sordu. Sonrası küçük bir tadım, bolca gülüşme ve yıllardır yemlik yiyormuş gibi tarif tartışmaya başlayan bir Bengü…
Belkide bazı güzel sofraların hikâyesi tam olarak böyle çıkıyor.
Planlanmadan.
Birisi tabağı masaya koyuyor.
Bir başkası merak ediyor.
İlk lokma geliyor.
Ardından “bir tane daha alayım” deniyor.
Ve yarım saat sonra o küçücük tabak günün en fazla konuşulan şeyi olmuş bile.
“Yemlik bana şunu öğretti diyip çok felsefe yapmayacağım. Ama şunu diyebilirim; bilmediğin tada hemen burun kıvırma Bengü. Çünkü beş dakika sonra ikinci tabağı isteyen sen olabilirsin.”
Son söz:
Bengü’nün ilk yemlik deneyimi böyle başladı ve bitti. İzmit’te bir sofrada tesadüfen karşısına çıkan bu yeşillik önce biraz şüphe, sonra merak, en sonunda ise “başka kaldı mı?” sorusuna dönüştü. Bengü şimdi aynı şeyi tekrar tattığında muhtemelen ilk günkü kadar uzun uzun bakmayacak. Ama masadakilerin o ilk lokmayı ve ardından değişen yüz ifadesini kolay kolay unutacağıda yok gibi.
Bengü: Vallahi anlamadım. Önüme geldi, baktım yeşil bir şey. Dedim bu roka mı, başka bir ot mu, nedir yani. Sonra “yemlik” dediler. Ben adını duymuştum ama gözümde başka bir şey canlanıyormuş demekki. Tabağın içindekiyle kafamdaki hiç uyuşmadı.
Muhabir: İlk tepkin biraz mesafeli olmuş.
Bengü: Biraz değil baya mesafeliydim. Çünkü ben bilmediğim şeyi hemen ağzıma atamıyorum. Önce bir bakarım. Sonra koklarım. Sonra millete sorarım. Masadakilerde bana bakıyor sanki birazdan yarışmaya çıkacağım. Alt tarafı ot tadacağım ama ortam öyle bir hale geldi ki insan ister istemez geriliyor.
Muhabir: Kokladığın doğru mu?
Bengü: Doğru. Hemde iki kere kokladım. İlkinde bir şey anlamadım, ikincide de anlamadım zaten. Sonra dedim Bengü uzatma artık, ye gitsin.
“İnsan bazen yeni bir şeyi tadmadan önce kafasında o kadar büyütüyor ki, ilk lokmadan sonra kendi kendine gülüyor. Ben tam onu yaşadım.”
Muhabir: İlk lokmada yüzündeki ifadeyi herkes fark etmiş.
Bengü: Çünkü beklediğim gibi çıkmadı. Ben daha sert, acı gibi bir tat bekliyordum. Bir çiğnedim, bir daha çiğnedim. Sonra içimden “e bunun nesi kötüymüş” dedim. Ama hemen belli etmek istemedim tabi.
Muhabir: Neden?
Bengü: Çünkü az önce yarım saat naz yapmışım. Bir lokmada “çok güzelmiş” desem herkes dalga geçecek. Yinede geçtiler zaten.
Muhabir: Sonra ikinci lokmayı aldın.
Bengü: Hah işte orda yakalandım. İlk lokmada susuyorum, ikinciyi kendim alıyorum. Masadan biri hemen “sen sevmedin hani” dedi. Dedim ben sevmedim demedim, düşünüyorum dedim.
Muhabir: Gerçekten düşündün mü?
Bengü: Yok, seviyordum artık. Ama biraz ağırdan sattım işte.
Muhabirin notu: Bengü bu noktada gülmeye başlıyor ve ilk tabağın başında gösterdiği tereddüdü şimdi “gereksiz bir tiyatro” olarak tarif ediyor.
Muhabir: Limon ekledikten sonra daha çok sevdiğini söyledin.
Bengü: Kesinlikle. Ben ekşiyi seviyorum zaten. Biraz limon sıktım, o zaman tadı bana daha yakın geldi. Sonra masada tartışma çıktı. Biri dedi limon yemliğin tadını bastırır. Ben de dedim bastırmıyor, güzelleştiriyor.
Muhabir: Kim kazandı tartışmayı?
Bengü: Ben tabi.
Muhabir: Diğerleri kabul etti mi?
Bengü: Etmedi. Ama benim tabağım olduğuna göre benim kararım geçerli.
Muhabir: Yemliğin tadını nasıl tarif edersin?
Bengü: Bak bu zor soru. Çünkü insanlar hemen “neye benziyor?” diye soruyor. Ben başka bir şeye benzetemiyorum. Yeşil bir tadı var desem saçma olacak ama biraz öyle. Taze, hafif, çok bağırmayan bir tadı var. Birde beklediğimden daha kolay yeniyor.
Muhabir: “Yeşil bir tadı var” ilginç tarif.
Bengü: İşte insan her şeyi profesyonel anlatamıyor. Gastronomi yazarı değilim sonuçta. Yedim, sevdim, bu kadar.
“Ben yemliği anlatırken çok artistik cümleler kuramam. İlk lokmada şaşırdım, ikinci lokmada sevdim, üçüncüde limon sıktım. Sonrası zaten tabak bitti.”
Muhabir: İkinci tabak konusu doğru mu?
Bengü: Maalesef doğru.
Muhabir: Neden maalesef?
Bengü: Çünkü şimdi herkes bunu yüzüme vuruyor. Başta yemem diyen ben, sonra “başka var mı?” diyen yine ben. İnsan kendi kendini böyle yakalıyor işte.
Muhabir: Gerçekten ikinci tabak istedin mi?
Bengü: İstedim. Ne yapayım, sevdim. Hem masada sohbet uzamış, insan önündekinden tekrar almak istiyor. Bir baktım tabak bitmiş. “Başka varsa getirin” dedim. O anda herkes bana döndü.
Muhabir: Pişman oldun mu söylediğine?
Bengü: İki saniye oldum. Sonra ikinci tabak gelince geçti.
Muhabir: Yemliği daha önce neden hiç denememişsin?
Bengü: Denk gelmedi. Bazı şeyler böyledir ya, adını duyarsın ama özellikle gidip aramazsın. Yemlikte benim için öyleydi. Kimse de daha önce önüme koyup “hadi ye” dememiş.
Muhabir: Şimdi özellikle arar mısın?
Bengü: Ararım demeyeyim ama görürsem alırım. En azından artık ne olduğunu biliyorum.
Kısa ara:
Bengü burada “yalnız yine limon olacak” diye ekliyor. Masadakilerden birinin uzaktan “gene başladın limona” demesiyle sohbet birkaç saniyeliğine kahkahaya dönüyor.
Muhabir: Evde hazırlamayı düşünüyor musun?
Bengü: Düşünüyorum ama önce birinin göstermesi lazım. Ben böyle otlarda çok iddialı değilim. Neyini ayıklayacaksın, nasıl yıkayacaksın, ne kadar bekleteceksin bilmiyorum. İlk seferde kesin bir şeyleri karıştırırım.
Muhabir: Ama tariflere baya merak salmışsın.
Bengü: Çünkü yemeye başlayınca insan merak ediyor. Bunun başka nasıl hali var diye. Masada biri yoğurtla güzel dedi, biri kavurmasından bahsetti. Ben hemen sordum tabi. Daha yarım saat önce adını zor hatırlıyorum, sonra tarif araştırıyorum. Biraz komik.
Muhabir: İlk denemede hangisini yaparsın?
Bengü: Sade. Çok karıştırmam. Biraz limon, belki zeytinyağı. Önce temelini öğreneyim. Sonra artistlik yaparız.
Muhabir: Yoğurt?
Bengü: İkinci aşama. Ben hemen bütün seçenekleri aynı tabağa koymayı sevmiyorum. Ne yediğimi anlayayım önce.
Muhabir: Yemlik konusunda seni en çok şaşırtan şey neydi?
Bengü: Bu kadar sohbet çıkması. Gerçekten. Bir tabak ot geldi masaya, sonra herkes çocukluğunu anlatmaya başladı. Biri annesi yapardı dedi, biri köyde toplardık dedi, biri yıllardır görmedim dedi. Ben sessizce dinliyorum. Benim geçmişimde yemlik yok ama onların var.
Muhabir: Bu hoşuna gitti mi?
Bengü: Çok. Yemek bazen sadece yemek değil işte. Bir insan bir lokma alıyor, yirmi yıl öncesini hatırlıyor. O kısmı sevdim.
“Ben yemliği ilk defa o gün tattım ama masadaki bazı insanlar sanki çocukluklarını yiyordu. Bir yemeğin insana bu kadar eski şeyleri hatırlatması hoşuma gitti.”
Muhabir: Peki senin için de ileride bir hatıra olur mu?
Bengü: Olur bence. Bundan sonra yemlik görünce kesin o masa aklıma gelir. Özelliklede herkesin ilk lokmamı beklediği an. Sanki jüri karşısında yarışmacıyım.
Muhabir: İlk puanın altıymış.
Bengü: Evet ama adil değildim.
Muhabir: Sonra sekize çıkmış.
Bengü: Limonun etkisi.
Muhabir: Şimdi kaç verirsin?
Bengü: Yedi buçuk.
Muhabir: Niye düştü?
Bengü: Çok yükseltirsem yarın bana kasa kasa yemlik getirirler.
Muhabir: Dokuz olması için ne lazım?
Bengü: Güzel hazırlanacak. Çok beklememiş olacak. Limonu olacak. Birde yanında güzel sohbet olacak. Yemek tek başına puan almıyor bence, masa da önemli.
Muhabir: İzmit’te geçen bu küçük tadımın bu kadar uzayacağını düşündün mü?
Bengü: Hiç. Ben o gün başka şeylerden konuşuruz sanıyordum. Sonunda konu yemliğe geldi, sonra bütün gün yemlik konuştuk. İnsan bazen planladığı şeyi değil, masaya gelen şeyi konuşuyor.
Muhabir: İlk lokmayı tekrar yaşayacak olsan yine o kadar bekler misin?
Bengü: Hayır. Direkt yerim.
Muhabir: Emin misin?
Bengü: Tamam, belki önce bir koklarım.
Muhabir: İşte gerçek cevap geldi.
Bengü: İnsan huyunu hemen değiştiremiyor canım.
Sohbetin en neşeli anı: Bengü, yemliği yeniden tatmadan önce yine koklayacağını söyleyince masadakiler gülmeye başlıyor. Bengü ise “ben kontrolümü yaparım, sonra yerim” diyerek kendini savunuyor.
Muhabir: Yeni tatlar konusunda genelde cesur musun?
Bengü: Ortadayım. Çok acayip şeylere hemen atlamam. Ama bildiğimiz malzemelerse denerim. Benim sıkıntım görüntüyle. Görüntü kafama yatmazsa önce biraz mesafe koyuyorum.
Muhabir: Yemliğin görüntüsü neden kafana yatmadı?
Bengü: Çok doğal duruyordu.
Muhabir: Bu kötü bir şey mi?
Bengü: Değil tabi ama insan markette paketlenmiş, düzenli şeylere alışıyor. Bu daha böyle “beni biraz önce topraktan çıkardılar” havasındaydı. Sonra zaten bunun güzel tarafının o olduğunu anlıyorsun.
Muhabir: Bir arkadaşın “yemlik hiç güzel değil” dese savunur musun?
Bengü: Yok canım, herkesin damak tadı başka. Ama “bir kere tadına bak” derim. Çünkü ben bakmadan önce biraz gereksiz önyargılıydım.
Muhabir: Bu deneyim sana başka yiyecekleri deneme cesareti verdi mi?
Bengü: Bir miktar verdi. Ama şimdi önüme her otu getirip “Bengü bunu da ye” demesinler. Onuda söyleyelim.
Muhabir: Özellikle söyleyelim mi?
Bengü: Kalın harfle yaz.
Muhabir: H etiketi istemiyorsun ama kalın yazabiliriz.
Bengü: Tamam işte, çözmüşsün.
“Yemliği sevdim diye önüme gördüğünüz her yeşilliği getirmeyin. Benim cesaretimin de bir sınırı var.”
Muhabir: Son olarak, ilk defa yemlik tadacak birine ne söylersin?
Bengü: Çok düşünmesin. Önce güzelce hazırlanmış olduğundan emin olsun, sonra küçük bir lokma alsın. Beğenmezse zaten devam etmez. Ama benim gibi yarım saat tabağa bakıp sonra ikinci tabağı istemesin, rezil oluyor insan.
Muhabir: Sen gerçekten rezil olduğunu düşünüyor musun?
Bengü: Yok canım, ben şimdi hikâyeyi güzelleştiriyorum.
Muhabir: Peki yemlik mi kazandı Bengü mü?
Bengü: Yemlik kazandı galiba. Çünkü ben eve giderken hâlâ onun tariflerini soruyordum.
Muhabir: Limon?
Bengü: Limon zaten başından beri kazanmıştı.
Muhabir: Son cümleni alalım.
Bengü: İlk lokmada bu ne dedim, son lokmada niye bitti dedim. Daha ne söyleyeyim?
Söyleşinin ardından: Bengü’nün yemlikle tanışması büyük bir gastronomi hikâyesi gibi başlamadı. İzmit’te bir sofraya gelen sıradan bir tabak, önce merak sonra küçük bir tereddüt yarattı. Birkaç lokma sonra ise bütün masanın eğlencesine dönüştü. Bengü sohbet biterken hâlâ limon konusunda ısrarcıydı ve ikinci tabağı istemiş olmasını saklamaya çalışmıyordu artık. Belkide ilk defa denenen bir lezzetin en güzel tarafıda buydu; ne kadar konuşulacağını, hangi hatırayı çıkaracağını insan önceden hiç bilmiyor.

