trv ayla

Travesti Ayla ile Bir Bar Taburesinden Koya Bakmak

Ayla tabureye oturunca ilk yaptığı şey içeceğine bakmak olmadı. Koya baktı. Uzun uzun değil aslında, ama sanki orada bir şey onu bekliyormuş gibi. Sonra bana döndü, “insan suya bakınca niye ciddileşiyor?” dedi. Daha ilk cümlede saçma gibi gelen ama düşününce içinde bir şey olan sorulardan.

Ben cevap vermedim.

O da cevap beklemiyordu zaten.

Barın ışığı yarı sıcak yarı karanlık. Masalarda konuşan insanlar var ama uğultu birbirine karışmış, tek tek kelime seçilmiyor. Arada bardak sesi geliyor. Ayla bir eliyle taburenin kenarına tutunmuş, öbür eliyle saçını kulağının arkasına atıyor. Rüzgar biraz fazla.

“Burada insanın aklına eski şeyler geliyor” diyor.

Ne kadar eski diye soruyorum.

“Yeterince eski.”

Yine net cevap yok.

“Bazı manzaralar güzel olduğu için değil, insanın içindeki gürültüyü biraz susturduğu için kalıyor akılda.”

Ayla’ya Göre Bar Taburesi Küçük Bir Gözlem Kulesi

Tabure meselesini ben romantikleştiriyorum biraz. Ayla ise daha basit söylüyor.

“Yüksekte oturunca insanları daha iyi görüyorsun.”

Gerçekten de öyle.

Yan masa biraz aşağıda kalıyor. İnsanların elleri, bardakları, konuşurken öne eğilmeleri daha belirgin. Bir çift sürekli birbirinin sözünü kesiyor. Bir adam tek başına telefona bakıyor. İki kadın kahkaha atıyor ama bir tanesi her güldüğünde hemen etrafa bakıyor.

Ayla bunların hepsini fark ediyor.

Muhabir: İnsanları çok mu izlersin?

Ayla: İzlemek demeyelim. Bakıyorum.

Muhabir: Farkı ne?

Ayla: İzlemek takip etmek gibi. Ben sadece önüme gelen hikayeyi görüyorum.

Bu tanım hoşuma gidiyor.

Önüne gelen hikaye.

Kimsenin hayatını bilmiyorsun ama bir saniyelik parçasını görüyorsun. İnsan zaten şehirde çoğu kişiyi böyle tanıyor. Tam ortasından.

  • Birinin kahkahasının son iki saniyesi,
  • bir vedalaşmanın yarısı,
  • telefon konuşmasında yalnızca “tamam geliyorum” kısmı,
  • masada sessizleşen bir çift,
  • yalnız oturan birinin ara sıra kapıya bakması.

Hepsi yarım.

Belki o yüzden daha ilginç.

Koya Bakmak mı İnsanlara Bakmak mı?

Muhabir: Peki sen buraya koya bakmaya mı geliyorsun, insanlara mı?

Ayla: İkisi aynı geceye denk geliyor.

Muhabir: Kaçamak cevap.

Ayla: Doğru cevap ama.

Sonra yüzünü tekrar suya çeviriyor.

Koy karanlıkta tamamen karanlık değil. Işıklar parça parça düşüyor. Bazısı titriyor, bazısı uzun çizgi gibi uzanmış.

Ayla: Su her şeyi biraz daha güzel gösteriyor.

Muhabir: Gerçeği mi bozuyor yani?

Ayla: Belkide. Ama herkes biraz bozuyor gerçeği zaten.

Bu cümle bizi başka yere götürüyor.

Ayna, Su ve Görünmek Meselesi

Ayla aynaya bakmayı sevdiğini söylüyor ama aynaya güvenmediğini de.

“Işık değişiyor, yüz değişiyor” diyor.

Kamera başka.

Ayna başka.

Başkasının bakışı zaten bambaşka.

Ayla: İnsan kendisini tek bir görüntü sanıyor ama değil.

Muhabir: Nasıl yani?

Ayla: Evde başka görünüyorsun, dışarıda başka, moralin iyiyken başka. Bir de insanların seni gördüğü hal var.

Muhabir: Hangisi gerçek?

Ayla: Hepsi biraz.

Bu cevabı hızlı veriyor.

Sonra ekliyor:

“İnsanın tek bir hali yok ki.”

Trans bir kadın olarak görünürlük meselesi açılınca fazla teorik konuşmuyor. Zaten Ayla’nın tarzı bu. Büyük kelimeler yerine küçük örnekler.

Ayla: Bazen çok güzel hazırlanırsın, çıkarsın. İnsanların seni fark etmesi hoşuna gider. Başka gün hiç kimse bakmasın istersin. İkisi de normal.

Muhabir: İnsanların bakışı yoruyor mu?

Ayla: Bakışına göre.

Muhabir: Nasıl anlıyorsun farkı?

Ayla: Anlıyorsun işte.

Bu “anlıyorsun işte” cümlesi birkaç kere daha geliyor gece boyunca.

Bazı şeylerin tarifini yapmak zor.

“Görünmek bazen güzeldir. Ama her bakışın içinde aynı şey yok, insan bunu zamanla öğreniyor.”

Bir Bar Taburesinde Kadınlık Konuşulur mu?

Konuşuluyor.

Hem de beklenmedik şekilde.

Ayla içeceğinden bir yudum alıyor ve “kadınlık hakkında herkesin fazla fikri var” diyor.

Muhabir: Senin yok mu?

Ayla: Var tabi. Ben de herkesim sonuçta.

Muhabir: Peki kadınlık senin için ne?

Ayla: Bu kadar büyük soruyu böyle sorma.

Gülüyor.

Bir süre düşünüyor.

Ayla: Bence kadınlık tek kıyafet, tek beden, tek tavır değil. İnsan sürekli bir kutuya sığdırmaya çalışıyor. Sonra kutu yetmiyor.

Muhabir: Sana da yapılıyor mu bu?

Ayla: Tabi. Trans kadın olunca daha çok hatta. İnsanlar kafasında bir görüntü oluşturmuş oluyor. Ya çok güçlü olacaksın ya çok kırılgan. Ya çok feminen ya çok sert. Ortada normal insan kalmıyor.

Bu cümlede biraz sessizlik oluyor.

Normal insan kalmıyor.

Bir insanın yalnızca kimliği üzerinden anlatılması gerçekten onu daraltıyor.

Ayla bununla dalga geçerek baş etmeyi seviyor gibi.

Ayla: Ben bazen sadece uykusuzum mesela. Sosyolojik anlamı yok.

Gece İnsanları Biraz Daha Dürüst mü?

Ayla’ya göre gece insanı değiştirmiyor ama gevşetiyor.

Gündüz herkesin bir işi var.

Bir yere yetişmesi.

Bir rolü.

Gece ise konuşmalar biraz uzuyor.

İnsan cümleyi bitirmeden susabiliyor.

Karşıdaki bekliyor.

Kimse acele etmiyor bazı masalarda.

Ayla: Gece insanlar daha dürüst demeyeyim. Ama daha yorgun. Yorulunca rol yapmaya enerji kalmıyor belki.

Muhabir: Sen daha mı dürüstsün gece?

Ayla: Daha fazla konuşuyorum. Aynı şey değil.

Bu cevaba gülüyoruz.

Gerçekten de Ayla konuşuyor.

Bir konu bitmeden öbürü geliyor.

Eski sevgililer.

Arkadaşlık.

Görünüş.

Para.

Yalnızlık.

Sonra tekrar koya dönüyor.

Ayla’nın Gece Masasında Konuşulan Şeyler

  • İnsanların neden bazı geceler eve dönmek istemediği,
  • eski bir şarkının neden yıllar sonra hâlâ can sıkabildiği,
  • arkadaşlıkların yaş ilerledikçe neden az ama daha ağır hale geldiği,
  • güzel görünmenin bazen keyif bazen yük olması,
  • yalnızlık ile tek başına kalmanın aynı şey olmaması,
  • insanın bir yere ait olup olmadığını nasıl anladığı.

Liste çok düzenli duruyor ama konuşma böyle düzenli değildi.

Bir cümle yarıda kalıyor.

Garson geliyor.

Başka bir şarkı başlıyor.

Ayla birini tanıdığını sanıyor, sonra tanımadığı çıkıyor.

Sonra konuşmaya kaldığımız yerden dönmeye çalışıyoruz ama konu gitmiş oluyor.

Normal sohbet gibi.

Eski Aşklar Koya Bakınca Neden Hatırlanıyor?

Bu soru tamamen Ayla’nın suçu.

“Şu manzara eski sevgili hatırlatıyor” dedi.

Ben de neden diye sordum.

Ayla: Çünkü insan kötü kararlarını hep güzel manzaralarda hatırlıyor.

Muhabir: Böyle bir kural mı var?

Ayla: Bende var.

Muhabir: Çok kötü karar oldu mu?

Ayla: Yeterince.

Sonra gülüyor.

Eski ilişkiler üzerine konuşmaya başlayınca ilk başta şaka çok.

Sonra biraz daha ciddi oluyor.

Ayla’nın söylediğine göre bir ilişkide insan en çok karşısındakini değil, kendi kurduğu ihtimali özlüyor.

Ayla: Bazen adamı özlemiyorsun. O adamla olacağını düşündüğün hayatı özlüyorsun.

Muhabir: Ağır oldu.

Ayla: Bir içecek daha söyleyelim hafifler.

Yine gülüşüyoruz.

“Bazı insanları değil, onlarla kurduğumuz ihtimali özlüyoruz. Sonradan fark ediliyor bu, biraz geç.”

Trans Bir Kadın Olarak Aşk Daha mı Yorucu?

Bu soruyu sorarken biraz duruyorum.

Ayla da hemen cevap vermiyor.

Ayla: Aşk zaten yorucu. Trans olunca bazı ekstra saçmalıklar geliyor diyelim.

Muhabir: Mesela?

Ayla: İnsanların kendi korkuları. Başkası ne der meselesi. Seni ister ama görünür olmak istemez. Yakınken başka, dışarıda başka davranan olur.

Muhabir: En kötüsü bu mu?

Ayla: Kötülerden biri.

Birini sevmenin yanında bir de onun kendisiyle olan kavgasını taşımak zorunda kalmak.

Ayla bunu çok yaşamış gibi konuşuyor ama detay vermiyor.

Ben de zorlamıyorum.

Her şey yazıya girmek zorunda değil.

Ayla: İnsan bir noktadan sonra kendisini gizleyen ilişki istemiyor.

Muhabir: Hiç mi?

Ayla: Yaş aldıkça daha az.

Bu “yaş aldıkça” meselesi gecenin başka bir kapısını açıyor.

Yaş Aldıkça Gece Değişiyor mu?

Ayla’ya göre değişiyor.

Eskiden gece daha uzunmuş.

Şimdi ise daha seçici.

Ayla: Eskiden her yere giderdim. Şimdi oturacağım masayı bile seçiyorum.

Muhabir: Yaşlılık mı?

Ayla: Terbiyesizlik etme.

Gülüyor.

Ayla: Yoruldum demiyorum. Sadece neyi sevmediğimi daha iyi biliyorum.

Bu aslında yaş almakla ilgili en iyi şeylerden biri olabilir.

Sevdiğin şeyleri bulmaktan çok sevmediğini bilmek.

Gürültü fazla mı?

Kalabalık yorucu mu?

İnsanlar seni geriyor mu?

Gitmiyorsun.

Eskiden “ayıp olur” dediğin şeylere şimdi “sonra görüşürüz” diyorsun.

  1. Her davete gitmek gerekmiyor.
  2. Her arkadaşlık ömür boyu sürmek zorunda değil.
  3. Her tartışmayı kazanmak gerekmiyor.
  4. Her bakışı cevaplamak gerekmiyor.
  5. Her gece sabaha kadar devam etmek zorunda hiç değil.

Ayla: Beşinci maddeye özellikle katılıyorum.

Ayla’nın Sessizlikle Arası

Bir ara konuşma gerçekten duruyor.

Uzun değil.

Belki bir dakika.

İkimiz de koya bakıyoruz.

Ben gazeteci refleksiyle sessizliğin kötü olduğunu düşünüyorum, soru hazırlıyorum.

Ayla fark ediyor.

“Bir şey sorma biraz” diyor.

Sormuyorum.

İyi geliyor.

Sonra kendi konuşmaya başlıyor zaten.

Ayla: İnsan sessizliği doldurmaya çok alıştı.

Muhabir: Benim işim biraz o.

Ayla: O yüzden sana zor geliyor.

Haklı.

Bazı masalarda susabilmek yakınlık göstergesi aslında.

Sürekli konuşmak gerekmiyorsa rahatlık vardır.

Bar Taburesinden Geçen İnsanlara Bakmak

Gece ilerliyor.

Kalabalık değişiyor.

İlk geldiğimizde olan bazı yüzler yok.

Yeni insanlar gelmiş.

Ayla bunlardan birkaçını fark ediyor.

Ayla: Bak şu çift yeni geldi.

Muhabir: Nereden biliyorsun?

Ayla: Daha rahat oturamamışlar.

Muhabir: Bunun göstergesi ne?

Ayla: Çantayı nereye koyacaklarını bilmiyorlar.

Gülüyorum.

Ama gerçekten de öyle.

İnsan bir masaya yeni oturduğunda küçük bir telaş var.

Sandalye.

Çanta.

Menü.

Telefon.

Sonra düzen kuruluyor.

Ayla bu tür küçük şeyleri seviyor.

“İnsanların yerleşme anı çok dürüst” diyor.

Bir Masanın Sosyolojisi

Masaya bakarak insan ilişkisi okunur mu?

Ayla’ya göre biraz.

  • Kim kime doğru dönmüş,
  • kim sürekli telefonuna bakıyor,
  • kim anlatıyor kim dinliyor,
  • kimin bardağı hâlâ dolu,
  • kim masadan kalkmaya hazırlanıyor,
  • kim konuşmanın bitmesini istemiyor.

Ayla: İnsan bazen ağzıyla başka şey söylüyor, bedeni başka.

Muhabir: Sen iyi okuyabiliyor musun?

Ayla: Bazen çok yanlış okuyorum.

Muhabir: İtiraf geldi.

Ayla: Ben kahin değilim.

Bu kısmı özellikle seviyorum.

Çünkü Ayla her gözlemini mutlak doğru gibi anlatmıyor.

Yanıldığını da kabul ediyor.

İnsanları okumak cazip ama tehlikeli.

Bir bakıştan bütün hayat çıkarmak kolay.

Gerçek çoğu zaman daha sıkıcı.

Güzel Görünmenin Yorucu Tarafı

Konu makyaja geliyor.

Ayla’nın ruju gecenin başından beri bozulmamış gibi ama kendisi buna katılmıyor.

Telefonun ön kamerasını açıp bakıyor.

“Dağılmış” diyor.

Bence değil.

Muhabir: Hazırlanmayı seviyor musun?

Ayla: Seviyorum.

Muhabir: Zorunluluk gibi hissettiğin oluyor mu?

Ayla: Oluyor tabi.

Özellikle trans kadınlarda dış görünüşe yönelik beklentinin bazen daha yoğun olduğunu düşünüyor.

Ayla: Biraz bakımsız olunca hemen başka okunuyorsun. Fazla bakımlı olunca yine başka okunuyorsun. Orta karar yapınca da kimse memnun değil zaten.

Muhabir: Sen memnun musun?

Ayla: O günkü aynaya göre.

Yine ayna.

Gece dönüp dolaşıp görüntü meselesine geliyor.

Fakat Ayla’nın söylediği önemli:

Kendine bakmak yalnızca dışarıya göstermek için değil.

Bazen insan kendisi için hazırlanıyor.

Ruj sürüyor.

Saçını yapıyor.

Sevdiği kıyafeti giyiyor.

Ve dışarı çıkıyor.

Kimse fark etmese bile.

“Güzel görünmek her zaman başkasına gösteri değil. Bazen insan kendi moralini kendi yüzünde kuruyor.”

Peki Ayla Kendini Güzel Buluyor mu?

Bu soruya kahkaha atıyor.

Ayla: Gününe göre.

Muhabir: Çok diplomatik.

Ayla: Gerçek ama. Bazen aynaya bakıp çok güzelim diyorsun, ertesi sabah aynı yüzle kavga ediyorsun.

Muhabir: Yüz aynı ama.

Ayla: Bakan insan aynı değil.

Bu cümleyi yazıyorum.

Ayla fark ediyor.

Ayla: Bak bunu yaz. Güzel oldu.

Arkadaşlık Aşktan Daha Kalıcı mı?

Gece ilerledikçe klasik konuya geliyoruz.

Aşk mı arkadaşlık mı?

Ayla düşünmeden arkadaşlık diyor.

Muhabir: Çok kesin söyledin.

Ayla: Çünkü arkadaşlar çoğu zaman enkazı topluyor.

Muhabir: Hangi enkazı?

Ayla: Aşkın bıraktığını.

Kahkaha.

Sonra daha ciddi konuşuyor.

Trans kadınlar arasında arkadaşlığın bazen yalnızca sosyal hayat değil dayanışma olduğunu anlatıyor.

Gece eve vardın mı diye sormak.

Bir sorun olduğunda hemen aramak.

İş haberi vermek.

Bir yere tek gitmek istemeyince beraber gitmek.

Moral çok kötüyken sadece yanında oturmak.

  • Güven duygusu,
  • pratik dayanışma,
  • birlikte gülmek,
  • zor zamanda haber vermeden gelebilmek,
  • birbirinin hikayesini açıklama istemeden bilmek.

Ayla: İyi arkadaşın yanında her şeyi anlatmak zorunda kalmıyorsun. Çünkü bir kısmını zaten biliyor.

Koya Karşı Yalnız Kalabilmek

Ayla yalnız kalmayı seviyor ama yalnızlığa övgü yapmıyor.

Bunu özellikle ayırıyor.

Ayla: Tek başıma oturabilirim. Kahve içerim. Yemek yerim. Bundan rahatsız olmam.

Muhabir: Yalnız hissetmiyor musun?

Ayla: Bazen hissediyorum tabi. Tek başına olmakla yalnız olmak aynı değil.

Bu tanımı daha önce çok duymuş olabiliriz.

Ama bir bar taburesinde, karanlık suya bakarken başka geliyor kulağa.

Tek başına olmak seçim olabilir.

Yalnızlık bazen değil.

Ayla bazı geceler özellikle yalnız çıkıyor.

Kimseyle konuşmadan oturuyor.

Sonra eve dönüyor.

Muhabir: Neden?

Ayla: Kafamın sesini duymak için.

Muhabir: Güzel bir ses mi?

Ayla: Her zaman değil.

Bu kez gülmüyor.

Bir saniye sonra ekliyor.

“Ama tanıdık.”

“İnsan bazen kalabalıktan kaçmıyor. Kendi sesini yeniden duymak için biraz uzağa oturuyor.”

Telefonu Masaya Ters Koymak

Ayla konuşurken telefonu çoğu zaman ekranı aşağıda tutuyor.

Nedenini soruyorum.

Ayla: Görürsem bakıyorum.

Muhabir: Bu kadar basit mi?

Ayla: Evet. Her şeyin felsefesi olmak zorunda değil.

Haklı.

Telefon ekranı görünmeyince konuşma biraz daha uzun oluyor gerçekten.

Bildirim geliyor mu bilmiyorsun.

Birisi yazdı mı bilmiyorsun.

Dünya birkaç dakika senden habersiz devam ediyor.

Fena değil.

Bir Geceyi Güzel Yapan Şey Ne?

Sonlara doğru bu soruyu soruyorum.

Ayla önce “iyi içki” diyor.

Sonra gülüyor.

Ayla: Şaka bir yana, rahat olduğun insanlar.

Muhabir: Mekan önemli değil mi?

Ayla: Güzel mekan kötü insanlarla hiç güzel değil.

Muhabir: Manzara?

Ayla: Bonus.

Muhabir: Müzik?

Ayla: Konuşmayı öldürmüyorsa güzel.

Sonra kendisi küçük liste yapıyor.

  1. Yanında rahat olduğun biri olacak.
  2. Sürekli saate bakmayacaksın.
  3. Müzik iyi olacak ama çok yüksek olmayacak.
  4. Telefon biraz unutulacak.
  5. Gecenin sonunda “niye geldim” demeyeceksin.

Ayla: Beşinci çok önemli.

Muhabir: Çok “niye geldim” dediğin gece oldu mu?

Ayla: Bu yaşa boşuna gelmedik.

Ayla’nın Koya Son Bakışı

Gece artık bitmeye yaklaşıyor.

Masalardan bazıları boş.

Garsonlar daha hızlı hareket ediyor.

Bir yerlerde sandalye çekiliyor.

Ayla son kez suya bakıyor.

Muhabir: Ne düşünüyorsun?

Ayla: Hiç.

Muhabir: İnanmıyorum.

Ayla: Gerçekten. İnsan bazen sadece bakıyor.

Birkaç saniye sonra yine konuşuyor.

Ayla: Aslında şunu düşünüyorum. İnsan aynı manzaraya farklı yaşlarda bakınca başka şey görüyor.

Muhabir: Şimdi ne görüyorsun?

Biraz düşünüyor.

Ayla: Daha az acele.

Bu cevap söyleşinin en kısa ama en iyi cevaplarından biri.

Tabureden Kalkarken

Ayla tabureden inerken çantasını omzuna takıyor. Telefonunu alıyor. Bardakta çok az bir şey kalmış.

“Bunu bitirmeyeceğim” diyor.

Neden diye soruyorum.

“Her şey bitmek zorunda değil.”

Biraz fazla edebi geldiğini kendisi de fark ediyor.

“Bak bunu yazma çok klişe oldu” diyor.

Yazdım tabi.

Dışarı çıkarken rüzgar biraz daha sert.

Ayla saçını tutuyor.

“Bütün gece saçımı yaptım, rüzgarın hiç saygısı yok” diyor.

Gecenin bütün ağırlığını tek cümlede dağıtıyor yine.

“İnsan aynı koya yıllarca bakabilir ama her seferinde başka biri olarak bakıyor. Belki değişen manzara değil.”

Ayla Gittikten Sonra

Bir süre daha taburede oturdum.

Ayla’nın oturduğu yerde bardaktan kalan yuvarlak iz vardı.

Koy aynı.

Işıklar aynı gibi.

İnsanlar hâlâ yürüyor.

Fakat konuşmadan sonra bazı şeyler biraz başka görünüyordu.

Belki bu yazının meselesi de buydu.

Bir trans kadının hayatını büyük sloganlarla anlatmak değil.

Bir bar taburesinde otururken düşündüklerini dinlemek.

Aşkını.

Arkadaşlığını.

Görünür olmayı.

Yalnız kalmayı.

Güzel görünme isteğini.

Bazen hiçbir şey düşünmemeyi.

Çünkü insan kimliğinden daha geniş bir şey.

Ayla’nın söylediği gibi:

“Trans olmam benim. Ama ben sadece ondan ibaret değilim ki.”

Sonra bar kapanmaya yaklaştı.

Ben de kalktım.

Koya son bir kere baktım.

İtiraf edeyim, biraz ciddileştim.

Demek Ayla haklıymış.

Muhabir: Bu gece buraya neden geldin?

Ayla: Çok özel bir sebebi yok. Bazen insan bir yere gitmek istemiyor da evde kalmakta istemiyor ya, onun gibi. Çıktım geldim.

Muhabir: Koya bakmak için mi?

Ayla: Koy bahanesi biraz. İnsan manzaraya bakarken kendi kafasına bakıyor aslında.

Muhabir: Daha ilk soruda ağır başladın.

Ayla: Sen sordun.

Muhabir: Peki bar taburesini neden seçtin?

Ayla: Yüksek çünkü. İnsanları görüyorum, suyu görüyorum, kimse de tam karşıma oturmuyor. Biraz rahat.

Muhabir: İnsanları çok mu gözlersin?

Ayla: Gözlemek başka kelime gibi geliyor. Ben bakıyorum. İnsan zaten baktıkça bir şey görüyor.

Muhabir: Mesela şu an ne görüyorsun?

Ayla: Şu masadaki çift kavga etmemeye çalışıyor.

Muhabir: Nereden çıkardın?

Ayla: Kadın sürekli bardağın kenarıyla oynuyor. Adam telefona bakıyor ama telefonu okumuyor. Belli.

Muhabir: Belki hiçbir şey yok.

Ayla: Olabilir. Ben falcı değilim zaten.

Muhabir: Ama hikaye kuruyorsun.

Ayla: Herkes kuruyor. Sadece bazıları kabul etmiyor.

“İnsan baktığı kişiyi tanımıyor ama kafasında iki dakikada hayat yazıyor. Sonra da buna gerçek diyor.”

Muhabir: İnsanların sana bakışını da bu kadar okuyabiliyor musun?

Ayla: Bazen fazla okuyorum belki. Ama bakışın türü belli oluyor.

Muhabir: Türü derken?

Ayla: Merak var, beğeni var, rahatsızlık var, küçümseme var. Birde boş boş bakan var. O en zararsızı.

Muhabir: Trans bir kadın olarak görünür olmak seni yoruyor mu?

Ayla: Her gün aynı değil. Bazen hazırlanıyorum, güzel hissediyorum, insanlar bakınca hoşuma gidiyor. Başka gün hiç kimse bakmasın istiyorum.

Muhabir: Çelişki değil mi?

Ayla: İnsan olmak zaten biraz çelişki.

Muhabir: Güzel cevap.

Ayla: Yaz onu.

Muhabir: Yazıyorum.

Ayla: Ama çok düzgün yazma, benim ağzım gibi olsun.

Muhabir: Tamam.

Ayla: Sonra beni akademisyen gibi göstermeyin.

Muhabir: Hiç niyetim yok.

Ayla: İyi.

Muhabir: Peki görünmek ile görülmek arasında fark var mı?

Ayla: Çok var.

Muhabir: Nasıl?

Ayla: İnsan sana bakıyor ama seni görmüyor bazen. Kafasındaki şeyi görüyor. Sen ne söylersen söyle, o senden önce karar vermiş oluyor.

Muhabir: Buna alışılıyor mu?

Ayla: Alışmak demeyelim. Yönetmeyi öğreniyorsun.

Muhabir: Fark ne?

Ayla: Alışmak hiç etkilenmemek gibi. Öyle bir şey yok. Ama neye cevap vereceğini, neyi boşveracağını öğreniyorsun.

Muhabir: Her şeyi boşverebilir misin?

Ayla: Yok. Kim “hiç umrumda değil” diyorsa biraz sallıyor bence.

“Umursamamak bir düğme değil. Bazen sadece cevap vermemeyi öğreniyorsun.”

Muhabir: Gece olunca bu bakışlar değişiyor mu?

Ayla: Değişiyor.

Muhabir: Daha mı rahat?

Ayla: Bazı yerde evet. Bazı yerde daha garip. Gece insanın maskesini biraz gevşetiyor ama herkesi iyi yapmıyor tabi.

Muhabir: Seni değiştiriyor mu?

Ayla: Ben gece daha çok konuşuyorum.

Muhabir: Gündüz suskun musun?

Ayla: Yok ama gündüz iş var, telefon var, bir yere yetişme var. Gece insan cümleyi uzatıyor.

Muhabir: Şu an olduğu gibi?

Ayla: Aynen.

Muhabir: Peki koya bakınca ilk ne geliyor aklına?

Ayla: Eski şeyler.

Muhabir: Eski aşklar mı?

Ayla: Gene oraya geldin.

Muhabir: Konu uygun.

Ayla: Tamam, eski aşklar da geliyor.

Muhabir: En çok neyi hatırlıyorsun?

Ayla: İnsanları değil bazen. O insanla kurduğum ihtimali.

Muhabir: Nasıl bir ihtimal?

Ayla: Şöyle olacak, böyle olacak diye kafanda hayat kuruyorsun ya. Sonra o ilişki bitiyor ama kafanda kurduğun ev, masa, tatil, sabah kahvesi falan bir süre kalıyor.

Muhabir: Yani kişiyi değil geleceği özlemek gibi?

Ayla: Evet. Bazen en zor kısmı o.

Muhabir: Hiç geri döndün mü eski birine?

Ayla: Bu soruyu kayıtlardan sil.

Muhabir: Cevap evet gibi geldi.

Ayla: İnsan gençken hata yapar.

Muhabir: Ne kadar gençtin?

Ayla: Geçen sene.

Muhabir: Güzel.

Ayla: Gülme. İnsan gelişimi düz çizgi değil.

Muhabir: Bunu da yazıyorum.

Ayla: Yazma artık her şeyi.

Muhabir: Söyleşi yapıyoruz.

Ayla: Doğru.

Muhabir: Trans bir kadın için aşkın farklı tarafları var mı?

Ayla: Var tabi.

Muhabir: Neler?

Ayla: İnsan bazen seni seviyor ama hayatına açıkça koyamıyor. Başkasının ne diyeceğini düşünüyor. Yanındayken başka, dışarı çıkınca başka olabiliyor.

Muhabir: Bunu yaşadın mı?

Ayla: Yaşadım.

Muhabir: Ne hissettiriyor?

Ayla: İlk başta kendini suçluyorsun bazen. Sonra anlıyorsun ki onun korkusunu sen taşıyorsun.

Muhabir: En kırıcı taraf bu mu?

Ayla: Birinin seni sevdiğini söyleyip senden utanır gibi davranması ağır.

Muhabir: Sonra?

Ayla: Sonra yaş alıyorsun.

Muhabir: Ve?

Ayla: Daha az tahammül ediyorsun.

“Bir insanın seni istemesi yetmiyor. Seni hayatında nereye koyduğu da önemli.”

Muhabir: Yaş almak dedin. Gece hayatın değişti mi?

Ayla: Çok.

Muhabir: Nasıl?

Ayla: Eskiden her davete giderdim. Şimdi önce kim var diye soruyorum.

Muhabir: Mekan değil yani?

Ayla: Mekanın bir yere kadar önemi var. Kötü insanla güzel mekan çekilmiyor.

Muhabir: İyi insanla kötü mekan?

Ayla: Daha uzun oturursun.

Muhabir: Geceyi güzel yapan nedir o zaman?

Ayla: Rahatlık.

Muhabir: Çok geniş cevap.

Ayla: Yanındaki insanın yanında kendini kontrol etmeyeceksin. Sürekli nasıl görünüyorum, yanlış mı söyledim, sıkıldı mı falan düşünmeyeceksin.

Muhabir: Sessizlik de buna dahil mi?

Ayla: Özellikle.

Muhabir: Sessizliği seviyor musun?

Ayla: Sevdiğim insanla evet. Sevmediğim insanla çok uzun geliyor.

Muhabir: Şu an sessizlik olsa?

Ayla: Sen panik olursun.

Muhabir: İş gereği.

Ayla: Bir dakika susalım o zaman.

Muhabir: Tamam.

Bir süre gerçekten konuşmuyoruz.

Sonra Ayla kendisi bozuyor sessizliği.

Ayla: Gördün mü ölmedik.

Muhabir: Zorlandım biraz.

Ayla: Belli.

Muhabir: Tek başına böyle oturur musun?

Ayla: Çok otururum.

Muhabir: İnsanların bakması rahatsız etmiyor mu?

Ayla: Eskiden daha çok ediyordu. Şimdi kitabımı açarım, kahvemi içerim, bakarlarsa bakarlar.

Muhabir: Kitap gerçekten okunuyor mu?

Ayla: Bazen sadece aksesuar oluyor.

Muhabir: Dürüst cevap.

Ayla: İnsan çantasına kitap koyunca kültürlü his ediyor biraz.

Muhabir: Kaç sayfa okuyorsun?

Ayla: Konu değişsin.

Muhabir: Tamam.

Ayla: Teşekkürler.

Muhabir: Yalnızlıkla aran nasıl?

Ayla: Bak gene ağır yere geldik.

Muhabir: Gece böyle.

Ayla: Tek başına kalmayı seviyorum. Yalnızlığı her zaman değil.

Muhabir: Farkı?

Ayla: Tek başına kalmak seçtiğin bir şey olabilir. Yalnızlık bazen seni seçiyor.

Muhabir: Çok mu yalnız hissettiğin zaman oldu?

Ayla: Oldu tabi. Kalabalığın içinde daha çok bile oldu.

Muhabir: Neden?

Ayla: Çünkü herkes konuşuyor ama kimseye gerçek bir şey söyleyemiyorsun bazen.

Muhabir: Arkadaşlık burada mı devreye giriyor?

Ayla: Evet.

Muhabir: Arkadaşlık mı aşk mı?

Ayla: Arkadaşlık.

Muhabir: Hiç düşünmeden söyledin.

Ayla: Aşkın enkazını kim topluyor sanıyorsun?

Muhabir: Arkadaşlar.

Ayla: Aynen.

Muhabir: Trans kadınlar arasındaki arkadaşlığın farklı bir tarafı var mı?

Ayla: Dayanışma daha görünür bazen. Eve vardın mı diye sormak, bir yere tek gitmek istemeyince beraber gitmek, iş haberi vermek. Bunlar küçük görünür ama değil.

Muhabir: Seçilmiş aile?

Ayla: Olabilir ama her şeyi de kavram yapmayın. Arkadaş arkadaş olsun biraz.

Muhabir: Bu cümleyi daha önce de duydum sanki.

Ayla: Akıllı insanlar aynı şeyi söyler.

Muhabir: Kendine akıllı mı dedin?

Ayla: Evet.

Muhabir: Özgüven iyi.

Ayla: Bugün iyi.

Muhabir: Her gün değil mi?

Ayla: Kimsenin değil.

“İyi arkadaşın yanında güçlü görünmek zorunda değilsin. Zaten seni kötü gününden tanıyordur.”

Muhabir: Güzel görünmek senin için önemli mi?

Ayla: Önemli ama tek şey değil.

Muhabir: Hazırlanmayı seviyorsun.

Ayla: Çok.

Muhabir: Yorulduğun oluyor mu?

Ayla: Bazen. Çünkü trans kadınlarda görüntüye çok fazla anlam yüklüyorlar. Güzel olsan başka laf, bakımsız olsan başka laf.

Muhabir: Peki kimin için hazırlanıyorsun?

Ayla: Bazen kendim için.

Muhabir: Bazen?

Ayla: Bazen de tabiki beğenilmek hoşuma gidiyor. Niye yalan söyleyeyim.

Muhabir: Kendini güzel buluyor musun?

Ayla: Gününe göre.

Muhabir: Aynaya göre mi?

Ayla: Ruh halime göre daha çok. Yüz aynı ama bakan insan değişiyor.

Muhabir: Bunu daha önce söyledin.

Ayla: Güzel cümle, tekrar kullanırım.

Muhabir: İnsan kendi görüntüsünü fazla mı düşünüyor sence?

Ayla: Bu devirde herkes düşünüyor. Kamera sürekli önümüzde.

Muhabir: Sosyal medya?

Ayla: Orada herkes biraz editli.

Muhabir: Görüntü olarak?

Ayla: Ruh olarakta.

Muhabir: Ne demek?

Ayla: Moral bozuk ama güzel fotoğraf koyuyorsun. Çok yalnızsın ama arkadaş grubuyla eski fotoğraf atıyorsun. İnsan sadece yüzünü değil hayatını da filtreliyor.

Muhabir: Sen yapıyor musun?

Ayla: Tabi yapıyorum. Ben uzaylı değilim.

Muhabir: Sosyal medyadaki Ayla gerçek değil mi?

Ayla: Gerçek ama tamamı değil.

Muhabir: En çok ne eksik?

Ayla: Sıkıcı taraflar.

Muhabir: Mesela?

Ayla: Çamaşır, market, elektrik faturası, ev toplamak. Kimse sabah bulaşık yıkarken story atmıyor.

Muhabir: Atan vardır.

Ayla: Onları da anlamıyorum.

Muhabir: İnsanların trans kadınları sosyal medyada nasıl algıladığını düşünüyorsun?

Ayla: İki uç var. Ya sürekli çok güçlü, çok iddialı, çok glam. Ya da hep dram. Arada normal hayat yok.

Muhabir: Sen hangisisin?

Ayla: Pazartesi dram, cuma glam.

Muhabir: Salı?

Ayla: Market.

Muhabir: Güzel dağılım.

Ayla: Hayat böyle zaten.

Muhabir: İnsanların sana özel soru sormasından rahatsız oluyor musun?

Ayla: Çok.

Muhabir: Neden?

Ayla: İlk tanıştığın insanın sormayacağı şeyi trans olunca çok rahat soruyorlar.

Muhabir: Ne yapıyorsun?

Ayla: Moduma göre. Bazen cevap vermiyorum. Bazen “sana ne” diyorum. Bazen şaka yapıyorum.

Muhabir: Açıklamak yoruyor mu?

Ayla: Sürekli açıklamak çok yoruyor.

Muhabir: Neyi açıklamak?

Ayla: Kendini. Hayatını. Kimliğini. Neden böyle olduğunu. İnsan bir süre sonra “ben niye sana hayat hikayemi anlatıyorum” diyor.

“İnsan bazen anlaşılmak istiyor ama sürekli açıklama yapmak istemiyor. İkisi farklı.”

Muhabir: Sana “çok güçlüsün” denilmesi hoşuna gidiyor mu?

Ayla: Bazen iyi niyetli ama bazen yorucu.

Muhabir: Neden?

Ayla: Ben sürekli güçlü olmak zorunda mıyım? Bazen moralim bozuk, bazen saçma davranıyorum, bazen korkuyorum.

Muhabir: Güçlü kadın imajı baskıya dönüşüyor yani?

Ayla: Her imaj baskıya dönüşebilir. İnsan bırak biraz da dağınık olsun.

Muhabir: Kendin dağınık mısın?

Ayla: Çantamı görsen bu soruyu sormazdın.

Muhabir: İçinde ne var?

Ayla: Bak o özel hayat.

Muhabir: Tamam.

Ayla: Ama üç tane ruj var, onu söyleyebilirim.

Muhabir: Üçü de gerekli mi?

Ayla: Sen anlamazsın.

Muhabir: Kabul.

Muhabir: Bir yere ait hissetmek senin için önemli mi?

Ayla: Çok.

Muhabir: Nerede ait hissediyorsun?

Ayla: Yer söylemeyeyim. İnsanla ilgili daha çok.

Muhabir: Nasıl anlıyorsun ait olduğunu?

Ayla: Kendini sürekli kontrol etmiyorsan.

Muhabir: Aç biraz.

Ayla: Nasıl oturuyorum, kim bakıyor, sesim fazla mı çıktı, biri rahatsız oldu mu… Bunları düşünmeden oturabiliyorsan rahat yer.

Muhabir: Normal davranılmak?

Ayla: Evet. En güzeli o.

Muhabir: Özel ilgi değil?

Ayla: Yok. Kahvemi getir, gülümse, devam et. Ben de insanım sonuçta, etkinlik değilim.

Muhabir: “Etkinlik değilim” iyiymiş.

Ayla: Yaz onu.

Muhabir: Yazdım.

Ayla: Bugün çok malzeme verdim sana.

Muhabir: Fazlasıyla.

Ayla: Bir içecek daha borçlusun.

Muhabir: Söyleşinin ücreti mi?

Ayla: Aynen.

Muhabir: Peki şehrin gecesinde en sevdiğin şey ne?

Ayla: Acele azalıyor.

Muhabir: İnsanlar mı?

Ayla: Ben de dahil.

Muhabir: En sevmediğin?

Ayla: Eve dönüş kısmı bazen.

Muhabir: Neden?

Ayla: Güzel gece bitiyor çünkü. Bir de ayakkabı vurduysa ayrı dert.

Muhabir: Bütün romantizmi bozdun.

Ayla: Hayat öyle. Koy, ışıklar, güzel müzik… sonra ayağın su topluyor.

Muhabir: İnsan aynı manzaraya farklı yaşlarda bakınca başka şey görüyor demiştin.

Ayla: Evet.

Muhabir: On yıl önce ne görürdün?

Ayla: Daha çok gelecek görürdüm heralde.

Muhabir: Şimdi?

Ayla: Şimdi biraz geçmiş, biraz bugün.

Muhabir: Gelecek yok mu?

Ayla: Var ama artık plan gibi değil. İhtimal gibi.

Muhabir: Bu kötü mü?

Ayla: Hayır. Daha rahat.

Muhabir: Daha az acele?

Ayla: Aynen.

“Gençken manzaraya bakıp yarını düşünüyordum. Şimdi biraz oturup sadece bakabiliyorum.”

Muhabir: Bu geceden aklında ne kalacak?

Ayla: Senin çok soru sorman.

Muhabir: Başka?

Ayla: Rüzgar.

Muhabir: Koy?

Ayla: O zaten burada.

Muhabir: Konuştuğumuz şeyler?

Ayla: Bazısı kalır, bazısı gider.

Muhabir: En çok hangisi kalsın istersin?

Ayla: İnsanların beni tek bir şey olarak görmemesi meselesi.

Muhabir: Trans olman?

Ayla: Ben transım. Bu benim hayatımın parçası ve önemli. Ama sadece ondan oluşmuyorum.

Muhabir: Başka nesin?

Ayla: Bak yine büyük soru.

Muhabir: Son soru olsun.

Ayla: Arkadaşım, kadınım, bazen huysuzum, kahveyi çok içiyorum, eski şarkıları seviyorum. Üç ruj taşıyorum gereksiz yere. Bazen yanlış insana güveniyorum. Bazen de çok doğru karar veriyorum.

Muhabir: Güzel özet.

Ayla: İnsanım yani.

Muhabir: Bu kadar mı?

Ayla: Bu kadar yeter.

Muhabir: Son kez koya bakınca ne düşünüyorsun?

Ayla: Bir dakika.

Ayla birkaç saniye sessiz kalıyor.

Ayla: Hiçbir şey.

Muhabir: İnanmıyorum.

Ayla: Bak yine her şeye anlam arıyorsun. Bazen insan sadece bakıyor.

Muhabir: Tamam.

Ayla: Ama şunu yazabilirsin.

Muhabir: Neyi?

Ayla: Manzara aynı olabilir. Bakan insan aynı kalmıyor.

Muhabir: Bunu yazacağım.

Ayla: Yaz. Bu geceki en iyi cümlem olabilir.

“Manzara aynı kalabilir. Ama ona bakan insan her sene biraz başka biri oluyor.”

Muhabir: Gidelim mi?

Ayla: Gidelim. Rüzgar saçımı mahvetti zaten.

Muhabir: Bütün geceyi tek cümlede bitirdin.

Ayla: Hayat budur.

Muhabir: Romantik final yok yani?

Ayla: Var. Koya bak, sonra taksi çağır.

Muhabir: Çok şiirsel.

Ayla: Teşekkür ederim.

Ayla tabureden kalkıyor, çantasını omzuna alıyor ve telefonunu cebine koyuyor. Bardakta biraz içecek kalmış.

Muhabir: Bitirmeyecek misin?

Ayla: Yok.

Muhabir: Niye?

Ayla: Her şeyi bitirmek zorunda değiliz.

Muhabir: Bu fazla edebi oldu.

Ayla: Haklısın. Onu sil.

Muhabir: Silmeyeceğim.

Ayla: Biliyordum zaten.

Kapıya doğru giderken son kez arkasını dönüp koya bakıyor.

Bu sefer bir şey söylemiyor.

Ben de sormuyorum.

Galiba gece boyunca öğrendiğim tek şey buydu.

Bazen soruyu bırakmak gerekiyor.

İnsan konuşsun diye değil.

Sessizlik biraz kendi halinde kalsın diye.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir