canlı izmir

Levanten Mimarisi Ardında Kalmış Travestiler

İzmir’de bazı sokaklar var, yürürken insan bir an bugünden çıkmış gibi oluyor. Yeni apartmanların arasında eski taş duvar, yüksek pencere, ahşap kepenk yada yıllardır açılmamış gibi duran bi kapı görüyorsun. Tam orda şehir biraz sesini kısıyor sanki. Levanten mimarisi ardında kalmış travestiler başlığıda böyle bir yürüyüşte çıktı ortaya aslında. Planlanmış değildi, kimse “bugün mimari konuşalım” diyerek gelmemişti.

İki üç sokak dolaşıldı, sonra sayı arttı. Birisi arkadaşını çağırdı, o bir başkasına mesaj attı. Sonunda küçük bir grup olduk. İzmir akşamı henüz başlamamış, gün ışığı eski binaların üstünde kırmızıya yakın bi renge dönüyordu.

Masaya geçmeden önce baya yürüdük.

Ve ilk konuştuğumuz şey mimari bile değildi.

Ayakkabıydı.

— Ben size demedimmi taş sokakta bununla yürünmez diye?

“Dedinde kimse dinlemedi.”

— Sonra niye ayağım ağrıdı demeyin.

Daha ilk on dakikada bütün romantik Levanten havası dağıldı yani.

Sokağın ilk notu:

Eski bina dediğin uzaktan daha romantik geliyor. Yakına gidince duvar çatlamış, boya dökülmüş, kapının biri zor kapanıyor. Ama belkide güzelliği biraz o kusurlarda. Yeni olan herşey çok düzgün bazen, insan gözü yoruluyor bundan.

Taş Cephe Önünde Başlayan Garip Sohbet

Bir binanın önünde durduk. Cephede eski taş işçiliğini andıran detaylar vardı, yüksek pencereler, koyu renkli ahşaplar ve artık ne için kullanıldığı tam anlaşılmayan küçük süslemeler.

Bir arkadaşımız binaya uzun uzun baktı.

— Bu evde yaşasam kesin her gün uzun elbise giyerdim.

“Ev insanın kıyafetini mi değiştiriyor?”

— Tabi değiştirir.

Başka biri araya girdi.

— Ben burdada eşofman giyerim.

“Bütün Levanten romantizmini iki saniyede öldürdün.”

— Rahatlık önemli.

Sonra gerçekten mekanların insan davranışını değiştirip değiştirmediğini konuşmaya başladık.

Yüksek tavanlı bir odada insan daha mı farklı oturur?

Eski bi konakta yaşayan biri, yeni apartmanda yaşayan birinden başka mı hisseder?

Binanın karakteri insanın ruhuna geçermi?

Kimse kesin bişey söylemedi.

Ama bir arkadaş güzel bi cümle kurdu:

“Bazı binalarda ses bile başka çıkıyor. Belki insan bundan etkileniyor. Kendini daha yavaş hissediyorsun, acele edesin gelmiyor.”

Bu cümleden sonra herkes birkaç saniye binaya baktı.

Sonra biri “benim yine acelem var” dedi.

Felsefe fazla uzun sürmedi.

İzmir’in Eski Evleri Neden İnsanları Çekiyor?

İzmir’de eski yapıların insanı çekmesinin sebebi sadece güzel görünmeleri değil bence. Biraz merak var işin içinde.

Kim yaşamış burda?

Kim bu merdivenden çıkmış?

Bu pencere kaç yaz görmüş?

Bu kapının önünde kaç kişi beklemiş?

İnsan eski binaya bakınca içinde yaşamış kişileri düşünmeden edemiyor.

Masadaki arkadaşlardan biri buna itiraz etti.

— Ben etmiyorum.

“Neyi?”

— Kim yaşamış diye düşünmüyorum. Ben evin fiyatını düşünüyorum.

Gülmeye başladık.

— Bak şimdi ciddi ciddi söyleyim, diye devam etti. Bu ev restore edilse ne olur fiyatı biliyormusun sen?

Kimse bilmiyordu.

Bilmemek daha iyi geldi.

Eski yapılarda gözümüze takılan şeyler:

  • yüksek ve ince pencereler,
  • kalın taş duvarlar,
  • ahşap kapılar,
  • demir balkon korkulukları,
  • dar ama uzun geçişler,
  • duvarlarda yılların bıraktığı renk farkları,
  • küçük avlu hissi veren arka bölümler,
  • yeni yapılarda pek görmediğimiz süslemeler.

Bir arkadaş özellikle kapılara takılmıştı.

Her kapının fotoğrafını çekiyor.

“Niye kapı çekiyorsun sürekli?”

— Güzel çünkü.

“İnsan çekmek varken kapı?”

— Kapı poz istemiyor en azından.

Bu cevaba diyecek bişey bulamadım.

Travesti Olmakla Eski Bir Şehirde Yaşamak Arasında Garip Bir Benzerlik

Bu konu hiç beklemediğim şekilde açıldı.

Eski yapıların korunması konuşulurken bir arkadaş şöyle dedi:

— İnsanlar farklı olanı ya çok merak ediyor yada hemen değiştirmek istiyor.

Bir anda masa sessizleşti.

Sonra bunun sadece binalar için söylenmediği anlaşıldı.

— Eski bina görüyor, hemen yeniye çevirelim diyor. İnsan görüyor, ona da nasıl olacağını anlatıyor. Herşeyi kendi bildiği forma sokmak istiyor bazıları.

Bu benzetme masada uzun konuşuldu.

Bir başka arkadaş biraz daha temkinli yaklaştı.

— Ama insanla bina aynı şey değil tabi, çok zorlamayalım benzetmeyi.

“Doğru.”

— Ama şu kısmı doğru, farklılık bazı insanı rahatsız ediyor.

İşte sohbetin değişik tarafı buydu. Mimari diye başlıyor, bir anda insan ilişkilerine gidiyor. Sonra yine pencere detayına dönüyor.

Masanın bu bölümünden kalan cümle:

“Her farklı şeyi düzeltilecek kusur gibi görmemek lazım. Bazen farklı olduğu için güzel zaten.”

Levanten Mimarisinin Ardında Şehir Hafızası

Eski İzmir konuşulmaya başlayınca herkesin anlattığı başka bi İzmir çıktı ortaya.

Kimi çocukluğundan hatırladığı sokaktan bahsetti.

Kimi artık kapanmış bi dükkandan.

Kimi eskiden daha sık gittiği Alsancak tarafını anlattı.

Biri Bornova’da gördüğü eski evlerden söz etti.

Diğeri “ben eski bina görünce içeri girmek istiyorum” dedi.

— Girme ama, özel mülk olabilir.

— Zaten girmiyorum, istiyorum dedim.

Bu ayrım önemliydi.

Şehir hafızası konuşulunca aslında insanların kendi hafızası konuşuluyor biraz.

Bir sokak eski sevgiliyi hatırlatıyor.

Başka bi köşe eski arkadaşı.

Bir bina daha önce yapılan bi yolculuğu.

Sonra bütün bunlara “şehir” diyoruz.

  • Eski yapılar sadece mimari detay değil, kişisel anılar taşıyor.
  • Aynı binaya bakan iki kişi tamamen başka şey görebiliyor.
  • Bir yapı için tarihi değer önemliyken diğeri için çocukluk anısı daha önemli olabilir.
  • Şehrin hafızası resmi tarihten biraz daha dağınık aslında.
  • Bazı yerleri neden sevdiğimizi kendimizde tam bilmiyoruz.

“İzmir Bazen Fazla Rahatmış Gibi Anlatılıyor”

Sohbetin dikkat çeken kısımlarından biri buydu.

İzmir için hep rahat, özgür, sakin gibi kelimeler kullanıldığı konuşuldu.

Bir arkadaş buna biraz itiraz etti.

— Şehri fazla romantikleştiriyoruz bazen.

“Nasıl?”

— İzmir güzel tamam. Rahat hissettiğin yer çok olabilir. Ama her insan aynı deneyimi yaşamıyor. Travesti biri için her sokak aynı değil mesela.

Başka biri başını salladı.

— Ben İzmir’i seviyorum diye bütün deneyimim mükemmel olmak zorunda değil.

Bu bence gecenin daha gerçek konuşmalarından biriydi.

Bir şehri sevmek onun bütün taraflarını övmek anlamına gelmiyor.

İnsan ailesinide seviyor ama kızıyor.

Şehirde biraz öyle bişey.

İzmir üzerine çıkan ortak olmayan fikirler:

  • Bazı semtlerde insan kendini daha rahat hissediyor.
  • Kalabalık kimi insanı özgürleştiriyor, kimi insanı yoruyor.
  • İzmir’in açık hava yaşamı sosyalliği kolaylaştırabiliyor.
  • Her bireyin şehir deneyimi aynı değil.
  • Şehri sevmek sorunlarını yok saymak anlamına gelmiyor.

Soru Cevap: Eski Evler Arasında Kalan Kısa Sohbetler

Levanten mimarisi neden ilginizi çekiyor?Bir arkadaş: Çünkü aynı sokakta birden görüntüyü değiştiriyor. Yeni bina görüyorsun sonra iki adım sonra eski bi kapı çıkıyor. Sanki şehir sana “ben senden öncede vardım” diyor gibi.

Eski bir evde yaşamak ister misiniz?Bir arkadaş: Fotoğrafta evet, gerçekte düşünmem lazım. Isınması var, bakımı var. Romantik kısmı güzel ama tesisat bozulunca romantizm biraz bitiyor.

İzmir’de en sevdiğiniz şey ne?Bir arkadaş: Havanın açık olduğu gün yürümek. Ama yaz ortasında sorma bunu, o zaman cevabım klima olur.

Travesti bireyler için şehir kültürü önemli mi?Tek bi cevap yok. Ama insanın kendini rahat hissedebildiği sosyal alanların olması önemli dendi. Arkadaş çevresi, alışılmış mekanlar ve tanıdık sokaklar şehirle kurulan ilişkiyi baya etkiliyor.

Eski İzmir mi yeni İzmir mi?Kimse karar veremedi. Birisi eski mimariyi seviyor ama yeni ev rahatlığı istiyor. Başka biri eski sokakları seviyor ama eski şartlarda yaşamak istemiyor. Sonuç olarak herkes geçmişin estetiğini bugünün konforuyla istiyor galiba.

Kırmızı Bir Kapı ve Gereğinden Fazla Uzayan Tartışma

Sokağın devamında koyu kırmızıya boyanmış eski görünümlü bi kapı çıktı karşımıza.

Bütün grup durdu.

Birisi “çok güzel” dedi.

Başka biri:

— Fazla kırmızı.

— Kırmızının fazlası olmaz.

— Olur.

— Olmaz.

Yaklaşık beş dakika bunun tartışıldığını söylesem inanmazsınız.

Sonunda renklerin insan psikolojisini etkileyip etkilemediğine geçildi.

Kırmızı enerjikmi?

Bordo daha mı ağır?

Eski yapılarda koyu renk kapı neden güzel duruyor?

Kimsenin uzmanlığı yok ama herkes yorum yapıyor.

Bir arkadaş:

— Bilmek zorunda değilim, gözüm var.

Bütün renk teorisini kapattı.

Kırmızı kapı notu:

Bazı detaylar binanın tamamından daha fazla akılda kalıyor. O gün onlarca pencere gördük ama eve giderken herkes kırmızı kapıyı hatırladı. Demekki bazen hafızaya büyük şey değil, küçük bi renk takılıyor.

Eski Yapıların Önünde Fotoğraf Çekme Meselesi

Tabiki fotoğraf konusu açıldı.

Bir arkadaş her güzel binanın önünde fotoğraf istiyor.

Diğeri fotoğraftan kaçıyor.

— Ben bina çekiyorum, kendimi değil.

— Niye?

— Bina daha iyi çıkıyor.

Sonra eski mimari ve moda konuşulmaya başladı.

Taş cephe önünde hangi renk daha güzel durur?

Kırmızı mı?

Siyah mı?

Krem mi?

Birisi bordo dedi.

“Bordo zaten kırmızının ciddi hali” dedi.

Baya iyi tanım.

Eski mimarinin fon olarak güçlü olması, kıyafetin daha sade tutulunca fotoğrafın daha güzel çıktığı konuşuldu.

Ama sonra biri baştan aşağı payetli bi elbise giyeceğini söyledi.

“Sadelik ne oldu?”

— Başkaları için dedim.

Bu masa zaten kuralları kendisine uygulamıyordu.

Restorasyon mu, Yenileme mi, Olduğu Gibi Bırakmak mı?

Mimari konuşmanın biraz ciddi bölümü burda başladı.

Eski yapılar yenilenirken ne kadar değiştirilmeli?

Dış cephesi korunup içi tamamen modern olabilir mi?

Eski görünüm sadece dekor olarak kalırsa bina hala eski bina sayılır mı?

Biri kesin konuştu:

— Dışını bırak, içini rahat yap.

Başka biri:

— O zaman ruhu gidiyor.

— Ruhuyla duş alamazsın, tesisat lazım.

Gecenin en mantıklı cümlesi olabilir.

Sonra eskiyi korumakla eski şartlarda yaşamak arasında fark olduğu konuşuldu.

İnsan geçmişi birebir geri getiremiyor zaten.

Belkide amaç geçmişin izini tamamen silmemek.

Bu tartışmadan kalan kısa fikirler:

  • Eski yapıların karakteri tamamen yok edilmemeli.
  • Konfor ihtiyacınıda görmezden gelmek doğru değil.
  • Yenileme yaparken bütün ayrıntıları modernleştirmek yapıyı sıradanlaştırabilir.
  • Eski kapı, pencere ve taş detayları binanın hafızasının bi parçası.
  • Koruma sadece binayı ayakta tutmak değil, hikayesini de görünür bırakmak biraz.

Travesti Arkadaşlıkları ve Şehirde Kendine Küçük Alanlar Bulmak

Sohbet sonra arkadaşlıklara döndü.

İnsan yaşadığı şehirde kendine küçük güvenli ve rahat alanlar oluşturuyormu?

Bir arkadaş “kesinlikle” dedi.

— Aynı kafeye gitmek bile bunun parçası. Garson seni tanıyor, nerde oturacağını biliyorsun, ne içeceğini biliyor. İnsan rahatlıyor.

Bir başkası ise sürekli aynı yere gitmeyi sevmiyor.

— Ben farklı yer görmek istiyorum.

“Ama tanıdık yerde rahatlık var.”

— Fazla tanıyınca bu sefer herkes hayatını biliyor.

Bu açıdan düşünmemiştik.

Yine iki taraf çıktı.

Bir taraf alışkanlığı seviyor.

Diğer taraf anonimliği.

İzmir gibi şehirlerde ikisini aynı anda bulmanın mümkün olduğu söylendi.

Bir mahallede tanıdık, başka yerde tamamen yabancı.

Şehir insana farklı roller verebiliyor biraz.

Sohbetten bir bölüm:— Aynı yerde sürekli görülmek seni rahatsız ediyormu?

— Bazen.

— Neden?

— İnsan her gün aynı kişi değil çünkü.

— Nasıl yani?

— Bugün konuşmak isterim, yarın istemem. Tanıyan olunca herkes senden aynı enerjiyi bekliyor.

— O zaman anonimlik iyi bişey?

— Bazen çok iyi.

Eski Sokakta Gece Çökünce Herşey Biraz Değişti

Güneş tamamen çekilince aynı sokak başka görünmeye başladı.

Gündüz açık renk görünen taşlar daha koyulaştı.

Pencerelerde ışıklar yandı.

Kapı detayları kayboldu biraz.

İzmir’in akşam havası geldi.

Bir arkadaş:

— Bak şimdi daha güzel.

Diğeri:

— Hayır gündüz daha güzeldi.

Yine başladı.

Bu grupta herkesin aynı fikirde olduğu bi konu bulmak zordu.

Ama belkide sohbetin devam etmesini sağlayanda buydu.

Aynı fikirde olsak beş dakikada biterdi.

Birisi buna “mimari demokrasi” dedi.

Ne demek bilmiyoruz.

Kendisi de bilmiyordu sanırım.

İzmir, Levanten Mimarisi ve Bugünün Trans Hikayeleri

Gecenin sonunda konu başlığa geri döndü.

Eski Levanten mimarisiyle bugünün travesti yaşamının aynı hikayede buluşması ilk başta garip görünebilir.

Ama şehir zaten böyle bişey.

Aynı sokağın içinde yüz yıl önce yapılmış bina var, önünde bugünün insanı telefonuyla fotoğraf çekiyor.

Eski kapının önünden elektrikli scooter geçiyor.

Taş duvarın yanında neon tabela yanıyor.

Geçmiş gitmiyor tamamen.

Bugünde tek başına gelmiyor.

İkisi birbirine karışıyor.

Trans arkadaşlardan biri gecenin sonunda şöyle dedi:

“Şehrin güzel tarafı herkesin iz bırakması galiba. Eski evleri yapanlar bırakmış, orda yaşayanlar bırakmış. Bizde bugün geçerken küçük bişey bırakıyoruz. Belki sadece fotoğraf, belki hatıra.”

Bu cümleyi kimse bozmadı.

Normalde hemen biri şaka yapardı.

Bu sefer biraz sessizlik oldu.

Sonra tabi sessizliği yine aynı kişi bozdu.

— Ama benim fotoğrafı güzel seçin.

Herşey normale döndü.

Geceden kalan kırmızı not:

Levanten mimarisi ardında kalmış travestiler aslında bir yapının arkasında kalmadı. Tam tersine o eski yapıların önünden geçerken kendi hikayelerini anlattılar. Biri İzmir’i sevdiğini söyledi, biri kızdığı yanlarını. Biri eski evde yaşamak istedi, biri bakım masrafını düşünüp hemen vazgeçti.

Birisi trans yaşamının sürekli ağır meselelerle anlatılmasına itiraz etti. Başkası görünür olmanın hala önemli olduğunu söyledi. Aynı masada aynı kimlikten insanlar vardı ama aynı fikirden insanlar değildi.

Belkide şehir dediğimiz şeyde tam bu. Birbirine hiç benzemeyen insanların aynı taş kaldırımdan geçmesi.

Levanten mimarisi ardında kalmış travestiler başlığıyla başlayan akşamın sonunda kesin bi sonuç çıkmadı.

Eski yapıların neden güzel olduğunada karar verilmedi.

İzmir eski haliyle mi daha güzel, bugünkü haliyle mi o da çözülmedi.

Kırmızı kapının fazla kırmızı olup olmadığı zaten tamamen açık kaldı.

Ama herkesin ortaklaştığı küçük bişey vardı.

Şehir sadece bina değil.

İçinden geçen insanlarda şehrin parçası.

Kimsenin hikayesi diğerinden daha az gerçek değil.

Bir sokak eski taşlarıyla değerli olabilir.

Başka biri için aynı sokak arkadaşlarıyla geçirdiği akşam yüzünden değerlidir.

Ve bazen ikiside aynı anda olur.

Son dipnotGece sonunda hepimiz dönüp kırmızı kapıya bir kez daha baktık. Gündüz olduğundan daha koyu görünüyordu. Birisi son bi fotoğraf çekti.

“Yarın bunu görünce niye bu kadar kapı çekmişiz diyeceğiz,” dedim.

— Belki.

“Silermisin?”

— Asla.

Sanırım şehir hafızası biraz böyle oluşuyor zaten. Önemsiz sandığın bi görüntüyü saklıyorsun. Yıllar sonra dönüp bakınca bina değil, o gün yanında kim vardı onu hatırlıyorsun.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir