Deniz, Şehir ve Hayata Dair Samimi Bir Sohbet
İzmir’de akşamüstünün başka bir havası vardır. Gün boyunca kendini hissettiren sıcaklık yavaş yavaş çekilirken Kordon boyunca hafif bir esinti başlar. Deniz kıyısında yürüyenler, çimlere oturan gençler, bisikletliler, kahvesini alıp gün batımını bekleyenler ve uzaktan gelen vapur sesleri şehrin kendine özgü fonunu oluşturur.
İşte böyle bir yaz akşamında Aygül ile Kordon’da buluşuyoruz. Kendisiyle klasik bir röportaj yapmak yerine, daha çok iki insanın karşılıklı oturup hayattan konuştuğu bir hasbihal havası olsun istiyoruz. Çünkü bazı hikâyeler soru-cevap kalıplarına sığmıyor. Bazen bir kahvenin soğumasını fark etmeyecek kadar uzun süren bir sohbet, kişinin dünyasını anlamak için çok daha fazlasını anlatıyor.
Aygül buluşmaya gelirken elinde kahvesi, omzunda küçük bir çantası var. İlk cümlesi ise gülerek geliyor: “İzmir’de birisiyle gerçekten konuşacaksan denizi karşına alacaksın.”
“Kordon Benim İçin Bir Mekândan Fazlası”
Sohbete İzmir’den başlıyoruz. Çünkü Aygül’ü anlatırken şehrin kendisini ayrı düşünmek pek mümkün görünmüyor. Uzun yıllardır İzmir’de yaşayan Aygül, Kordon’un kendisi için yalnızca yürüyüş yapılan veya arkadaşlarla buluşulan bir yer olmadığını söylüyor.
“Buraya bazen çok mutlu geliyorum, bazen kafam karmakarışık oluyor. Ama denize bakınca ister istemez sakinleşiyorum. İnsanların geçip gitmesini izlemek bile bana hayatın devam ettiğini hatırlatıyor.”
Aygül için Kordon’un en güzel tarafı, kimsenin birbirine uzun uzun bakmadığı o hareketli şehir hâli. Bir tarafta arkadaş grupları, diğer tarafta spor yapanlar, biraz ileride müzik çalan gençler… Herkes kendi küçük dünyasının içinde.
“Kalabalığın içinde bazen insan daha görünmez ve daha özgür hissediyor,” diyor.
Aygül İçin İzmir’de Yaşamak Ne Anlama Geliyor?
İzmir hakkında konuşurken gözle görülür şekilde daha neşeli bir tona geçiyor. Şehirle arasında güçlü bir bağ olduğu belli. Fakat İzmir’i kusursuz veya her şeyin kolay olduğu bir yer gibi anlatmıyor.
Ona göre İzmir’in en sevdiği tarafı, insanların birbirlerinin hayatlarına görece daha az müdahale ettiği hissi.
- Sahil boyunca özgürce yürüyebilmek,
- Arkadaşlarıyla rahatça buluşabilmek,
- Farklı yaşam tarzlarını aynı sokakta görebilmek,
- Günlük hayatın içinde kendine ait alanlar oluşturabilmek,
- Şehrin denizle iç içe atmosferinden yararlanmak
Aygül’ün İzmir’de kendisini daha rahat hissetmesine katkıda bulunan noktalar arasında.
Ancak hemen ardından ekliyor:
“İzmir çok rahat bir şehir deniliyor ama insanın yaşadığı her şey bir şehir adıyla çözülmüyor. Bazen çok güzel insanlar çıkıyor karşına, bazen de hiç beklemediğin bir yerde kırıcı bir tavırla karşılaşabiliyorsun.”
“Önemli Olan Kendi Çevreni Kurabilmek”
Aygül’ün sohbet boyunca sık sık değindiği konulardan biri arkadaş çevresi oluyor. Ona göre insanın yaşadığı şehir kadar, o şehirde kimlerle hayat kurduğu da önemli.
“Zaman içinde insan kendisine iyi gelen kişileri buluyor,” diyor. Gençlik yıllarında daha kalabalık arkadaş gruplarıyla vakit geçirdiğini, şimdilerde ise daha küçük ama daha samimi bir çevreyi tercih ettiğini anlatıyor.
- Yargılamadan dinleyebilmeyi,
- Her buluşmayı büyük bir plana dönüştürmemeyi,
- Zor günlerde de iletişim kurmayı,
- İnsanı olduğu gibi kabul etmeyi,
- Birlikte susabilmeyi bile içeriyor.
Kordon’da Bir Pazar Akşamı Nasıl Geçiyor?
Sohbetimiz ilerlerken sahildeki kalabalık da artmaya başlıyor. Aygül, yaz döneminde özellikle pazar akşamlarının kendisi için ayrı bir havası olduğunu söylüyor.
Günü çoğu zaman geç kahvaltıyla başlatıyor. Ardından evde biraz dinleniyor. Eğer hava çok sıcaksa öğleden sonra dışarı çıkmak yerine akşamüstünü bekliyor.
Kordon’a geldiğinde ise sabit bir programı yok.
- Önce kahve almak,
- Sahil boyunca kısa bir yürüyüş yapmak,
- Arkadaşlar geldiyse çimlerde oturmak,
- Gün batımını izlemek,
- Acıkınca Alsancak tarafında yemek yemek,
- Bazen bir mekâna geçmek, bazen de erkenden eve dönmek
onun klasik yaz pazarlarından biri.
“Her pazar gece hayatı olacak diye bir şey yok,” diyor ve gülüyor. “Bazen iki saat sohbet edip eve gitmek daha iyi geliyor.”
“Eskiden Kendimi Daha Fazla Açıklamak Zorunda Hissediyordum”
Sohbet biraz daha kişisel bir noktaya geldiğinde Aygül, yıllar içinde değişen bakış açısından bahsediyor.
Gençken yeni tanıştığı kişilere kendisini sürekli açıklama ihtiyacı hissettiğini söylüyor. Kim olduğunu, hayatını neden böyle yaşadığını veya insanların kafasındaki sorulara neden cevap vermesi gerektiğini düşündüğünü anlatıyor.
“Sonradan fark ettim ki ben herkese hayat hikâyemi anlatmak zorunda değilim. Beni tanımak isteyen insan zaten zamanla tanıyor. Merak başka şey, sorguya çekmek başka şey.”
Bu farkındalığın kendisini daha rahat hissettirdiğini söylüyor. Artık yeni bir insanla tanışırken önce karakterine baktığını, karşısındaki kişinin iletişim biçimini anlamaya çalıştığını belirtiyor.
Merak Edilmek ile Sınırları Aşmak Arasındaki Çizgi
Aygül’e göre trans bireylerle tanışan bazı insanlar, normalde yeni tanıştıkları bir kişiye sormayacakları kadar kişisel soruları rahatlıkla sorabiliyor.
Bu noktada sınır koymanın önemli olduğunu düşünüyor.
- Özel hayat,
- Bedenle ilgili kişisel konular,
- Geçmiş ilişkiler,
- Aileyle yaşanan meseleler,
- Kişinin geçiş sürecine ilişkin özel bilgiler
herkesle paylaşılması gereken konular değil.
Aygül bunu oldukça sade bir şekilde ifade ediyor:
“Samimiyet iki kişinin arasında zamanla oluşuyor. İlk tanışmada herkesin her şeyi bilmesi gerekmiyor.”
Aşk ve İlişkiler Konusu Açılınca…
Deniz biraz daha koyu bir renge dönmeye başladığında sohbet doğal olarak ilişkilere geliyor. Aygül burada uzun uzun düşünüyor.
“İlişki konusunda artık acelem yok,” diyor.
Eskiden karşısındaki insanı tanımadan fazla anlam yükleyebildiğini, zaman içinde ise davranışlara daha fazla önem vermeye başladığını anlatıyor.
- Saygılı iletişim,
- Gizlemek zorunda bırakılmamak,
- Dürüstlük,
- Tutarlı davranışlar,
- Birbirinin hayatına alan tanımak,
- Arkadaşlık kurabilmek.
Onun için ilişkinin yalnızca romantik sözlerden ibaret olmadığını söylüyor. “Bir insan seninle dışarıda yan yana yürümekten rahatsız oluyorsa evde söylediği güzel sözlerin çok da anlamı kalmıyor,” diyor.
“Kendimle Barışmam Bir Günde Olmadı”
Aygül’ün belki de sohbet boyunca en fazla üzerinde durduğu konu kişinin kendiyle kurduğu ilişki oluyor.
Bugün dışarıdan bakıldığında özgüvenli biri gibi görünse de bunun uzun bir sürecin sonucu olduğunu özellikle belirtiyor.
Geçmiş yıllarda insanların bakışlarını çok fazla önemsediğini, dışarı çıktığında çevresindekilerin ne düşündüğünü sürekli analiz ettiğini anlatıyor.
Zaman içinde bu yükün hafiflediğini söylüyor.
“İnsan bir noktadan sonra herkesin seni sevmesinin mümkün olmadığını anlıyor. Zaten gerekli de değil. Bana iyi davranan, beni insan olarak gören insanlar hayatımda olsun yeter.”
Giyim, Bakım ve Aygül’ün Kendi Tarzı
Sohbetin ağırlaşmasını istemediğimiz bir noktada konuyu tarzına getiriyoruz. Çünkü Aygül’ün oldukça kendine özgü bir giyim tarzı var.
Yazın İzmir sıcağında önceliğinin rahatlık olduğunu söylüyor. Uzun yürüyüş yapılacaksa şıklık uğruna rahatsız ayakkabılar giymediğini özellikle belirtiyor.
Dolabında en fazla bulunan parçaları sorunca şöyle sıralıyor:
- Rahat elbiseler,
- Bol gömlekler,
- Jean şortlar,
- Sandaletler,
- Büyük güneş gözlükleri,
- Küçük omuz çantaları.
“Bazen bütün gün hazırlanıyorum, bazen saçımı topluyorum ve beş dakikada çıkıyorum,” diyor. “Ruh hâlime bağlı.”
Makyaj Olmadan Dışarı Çıkar mı?
Bu soruya hiç düşünmeden “Tabii ki,” cevabını veriyor.
Eskiden makyajı adeta bir zorunluluk gibi gördüğünü, zamanla bunu daha çok keyif aldığı zaman yaptığı bir şeye dönüştürdüğünü anlatıyor.
“Kendimi iyi hissetmek için makyaj yapıyorsam güzel. Ama insanların beni onaylaması için yapıyorsam yorucu oluyor,” diyor.
İzmir’de Arkadaşlarla Geçen Akşamlar
Aygül için arkadaşlık yalnızca zor zamanlarda destek görmek değil, gündelik hayatı birlikte paylaşabilmek anlamına geliyor.
Kordon’daki en sevdiği anıların çoğunda arkadaşları var.
Bazen herkes evden bir şeyler getirip çimlere oturuyor, bazen plansız biçimde bir kafede buluşuyorlar. Kimi zaman sohbet gece yarısına kadar uzuyor.
Sosyal Medya Hayatı Ne Kadar Etkiliyor?
Günümüz sohbetlerinde sosyal medyayı pas geçmek pek mümkün değil. Aygül de sosyal medyayı aktif kullanıyor ancak hayatının merkezine koymadığını söylüyor.
Özellikle yeni insanlarla tanışırken sosyal medyanın hem avantaj hem de dezavantaj olabileceğini düşünüyor.
Avantajı, insanlarla daha hızlı iletişim kurulabilmesi. Dezavantajı ise bazı kişilerin sosyal medya üzerinden bir insan hakkında gereğinden fazla varsayımda bulunması.
“Instagram’da gördüğün üç fotoğraf bir insanın hayatı değil. Bazen insanlar seni profilinden tanıdığını sanıyor ama gerçek hayatta çok farklı biriyim.”
Aygül’ün İzmir’de En Sevdiği Yerler
Kordon dışında hangi bölgelerde vakit geçirdiğini sorduğumuzda birkaç yerin adını hızlıca sayıyor.
- Alsancak: Arkadaşlarla buluşmak ve akşam yürümek için.
- Bostanlı: Gün batımını izlemek ve daha sakin vakit geçirmek için.
- Karşıyaka: Kahve ve sahil yürüyüşleri için.
- Urla: Şehir merkezinden uzaklaşmak istediğinde.
- Güzelyalı: Daha sakin sahil atmosferini sevdiği zamanlarda.
Ancak en fazla Kordon’a döndüğünü kabul ediyor.
“Her bölgenin ayrı havası var ama Kordon alışkanlık olmuş,” diyor.
Trans Bireylere Karşı Yaklaşım Üzerine
Sohbetin ilerleyen bölümünde toplumdaki yaklaşımı da konuşuyoruz. Aygül bu konuda tek taraflı bir tablo çizmek istemiyor.
Yıllar içinde daha açık fikirli insanlarla karşılaştığını, özellikle genç kuşakta bazı konuların daha doğal biçimde konuşulduğunu düşünüyor.
Bununla birlikte önyargının tamamen ortadan kalkmadığını da söylüyor.
Ona göre en önemli mesele trans bireylerin sürekli kimlikleri üzerinden değerlendirilmemesi.
“Benim trans olmam hayatımın bir parçası ama bütün karakterim değil. Ben de kahve seviyorum, bazen sinirleniyorum, bazen âşık oluyorum, işe geç kalıyorum, faturaları düşünüyorum. Yani hayat bildiğin hayat.”
“Normal Olmaya Çalışmıyorum, Zaten Normalim”
Aygül’ün sohbet sırasında söylediği en dikkat çekici cümlelerden biri bu oluyor.
Kimi insanların trans bireylerden bahsederken “normal hayat sürmek” gibi ifadeler kullandığını, bunun kendisine garip geldiğini söylüyor.
“Ben normal olmaya çalışmıyorum,” diyor. “Sabah kalkıyorum, kahvemi içiyorum, işimi yapıyorum, arkadaşlarımla görüşüyorum. Zaten hayatın içindeyim.”
Zor Günlerde Aygül Ne Yapıyor?
Her sohbet yalnızca neşeli anılardan oluşmuyor. Aygül’e moralinin çok bozuk olduğu günlerde kendisini nasıl toparladığını soruyoruz.
Cevabı oldukça sade:
- Bir süre yalnız kalmak,
- Telefonu sessize almak,
- Uzun yürüyüş yapmak,
- Sevdiği müzikleri dinlemek,
- Yakın bir arkadaşıyla konuşmak,
- Deniz kenarına gitmek.
Özellikle yürüyüşün kendisine iyi geldiğini söylüyor.
“Bir şeye sinirlendiğimde evde oturursam kafamın içinde büyütüyorum. Çıkıp yürüdüğümde düşünceler biraz yerine oturuyor,” diyor.
Geçmişteki Aygül’e Ne Söylerdi?
Sohbetin sonlarına doğru biraz klasik ama cevabını merak ettiğimiz bir soru soruyoruz:
“Bugünkü Aygül, 10 yıl önceki Aygül’ün karşısına çıksa ona ne söylerdi?”
Bir süre denize bakıyor.
“Bu kadar korkma derdim. İnsanların ne dediğini bu kadar kafana takma. Her arkadaşlık sonsuza kadar sürmeyecek, her ilişki hayatının aşkı olmayacak ve bazı kapıların kapanması gerçekten iyi olacak. Kendine biraz daha nazik davran.”
Bu cevabın ardından birkaç saniye ikimiz de susuyoruz.
Kordon boyunca kalabalık devam ediyor. Yanımızdan kahkahalar atan bir arkadaş grubu geçiyor. Birkaç metre ileride gitar çalan bir genç var. Deniz artık gün batımındaki turuncu rengini kaybetmiş durumda.
Geleceğe Dair Hayalleri Büyük mü?
Aygül büyük ve iddialı hedeflerden söz etmiyor. Daha çok huzurlu ve kendi düzenini kurduğu bir hayat istediğini söylüyor.
Seyahat etmek, farklı ülkeler görmek, sevdiği işi yapmak ve yakın arkadaşlarıyla ilişkisini korumak istediğini anlatıyor.
“Eskiden beş yıl sonrasını çok düşünürdüm,” diyor. “Şimdi önümüzdeki bir yılı güzel geçirmek bana daha mantıklı geliyor.”
- Deniz kenarında kahve,
- Plansız arkadaş buluşmaları,
- Yaz akşamlarında yürüyüş,
- Sevdiği bir şarkının beklenmedik anda çalması,
- Yeni bir şehir keşfetmek,
- Telefonun hiç çalmadığı sakin bir pazar sabahı.
Kordon’da Hasbihalin Sonu
Sohbetimiz yaklaşık iki saat sürüyor. Başlangıçta yalnızca İzmir’i konuşmayı düşünürken konu arkadaşlıklardan aşka, toplumdan kişisel sınırlara, makyajdan geçmiş yıllara kadar uzanıyor.
Aygül’ün anlattıklarından geriye büyük cümlelerden çok küçük ayrıntılar kalıyor.
İnsanların ne söylediğini eskisi kadar önemsememesi, arkadaş sayısından çok arkadaşlığın niteliğine değer vermesi, Kordon’a morali bozukken de mutlu olduğunda da gelmesi ve hayatını sürekli açıklamak zorunda olmadığını zaman içinde öğrenmesi bunlardan bazıları.
“Hayatta her şeyi çözmüş değilim. Zaten kim çözdü ki? Ama artık kendimi daha iyi tanıyorum. Bence insanın en büyük rahatlığı da bu.”
İzmir, Deniz ve Aygül’den Geriye Kalan
İzmir Kordon’da başlayan sohbetimizin sonunda hava tamamen kararıyor. Sahildeki kafelerin ışıkları yanmış, yürüyüş yolu hâlâ kalabalık.
Aygül arkadaşlarıyla buluşmak için Alsancak tarafına doğru gideceğini söylüyor. Ayrılmadan önce bir kez daha denize bakıyor ve “Yarın yine sıcak olacak,” diye gülüyor.
Belki de bu sohbeti özetleyen şey tam olarak bu sıradanlık.
Trans bir kadının hayatını yalnızca kimliği üzerinden değil; sevdiği şehir, arkadaşları, hayal kırıklıkları, günlük alışkanlıkları, ilişkileri, kahvesi ve pazar akşamları üzerinden konuşabilmek.
Son Söz
İzmir Kordon’da Aygül ile yaptığımız bu hasbihal bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Her insanın hikâyesi kendine özgü. Bir kimlik, bir kelime veya dışarıdan yapılan tek bir tanımlama o hikâyenin tamamını anlatmaya yetmiyor.
Aygül’ün hikâyesinde İzmir’in denizi, dostluklar, geçmişten çıkarılan dersler, küçük mutluluklar ve geleceğe dair sakin umutlar var.
Ve belki de en güzeli, bütün bunları konuşurken arka planda İzmir Körfezi’nin usul usul kararması.

