Bazı söyleşiler önceden hazırlanmış soruların sırayla sorulmasından ibaret kalır. Bazılarıysa mekânın kokusu, havanın dinginliği ve karşılıklı kurulan doğal iletişim sayesinde bambaşka bir hikâyeye dönüşür. Model Ayça ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi de tam olarak böyle başladı. Masanın üzerinde duran küçük bir tabak dut kurusu, açık pencereden içeri giren hafif rüzgâr ve günün yavaşlayan temposu, sohbetin havasını daha ilk dakikadan değiştirdi.
Ayça, fotoğraf çekimlerinde kendine güvenen duruşuyla dikkat çeken ancak günlük yaşamında gösterişten uzak tavırları tercih eden genç bir model. Kamera karşısındaki güçlü ifadesinin aksine sohbet sırasında oldukça sakin, ölçülü ve samimi bir karakter ortaya koyuyor. Konuşurken cümlelerini aceleye getirmiyor; bazı soruların ardından kısa süre düşünüyor, ardından süslü ifadeler yerine doğrudan hissettiklerini anlatıyor.
“Bir fotoğrafın güzel görünmesi başka şey, o fotoğraf çekilirken kendini gerçekten iyi hissetmek başka şey. Ben artık ikincisini daha fazla önemsiyorum.”
Söyleşinin Başlangıcı: Küçük Bir Koku, Uzun Bir Hikâye
Söyleşiye başlamadan önce masadaki dut kurusunun kokusu dikkat çekiyor. Ayça, bunun çocukluk dönemini hatırlattığını söylüyor. Özellikle yaz sonlarında aile büyüklerinin hazırladığı kurutulmuş meyvelerin evin bir köşesinde saklandığını, kapağı her açıldığında o kendine özgü kokunun yayıldığını anlatıyor.
Bu küçük ayrıntı sohbetin yönünü de belirliyor. Model Ayça ile yalnızca moda, çekim ve sosyal medya üzerine değil; çocukluk hatıraları, günlük yaşam, kendini tanıma süreci ve mesleğin görünmeyen tarafları üzerine de uzun uzun konuşuyoruz.
“Dut kurusu kokusu sana neyi hatırlatıyor?”
Ayça: Bana doğrudan çocukluğumu hatırlatıyor. Bizim evde kuru meyveler her zaman bulunurdu. Dut kurusu da onlardan biriydi. Çok gösterişli bir şey değil aslında ama kokusunu aldığımda eski mutfağımız, yaz akşamları ve ailece oturduğumuz sofralar aklıma geliyor. Belki de bazı kokuların insanda bu kadar güçlü bir karşılığı olmasının nedeni, onları belirli insanlarla ve zamanlarla hatırlamamızdır.
Ayça’nın bu cevabı, söyleşinin klasik bir model röportajından ayrılacağını daha ilk dakikalarda gösteriyor. Çünkü sohbet boyunca dış görünüşten çok hafıza, karakter ve insanın kendi iç dünyası ön plana çıkıyor.
Modellik Yolculuğu Nasıl Başladı?
Ayça’nın modellik serüveni planlı bir kariyer kararıyla başlamamış. Üniversite yıllarında bir arkadaşının küçük bir marka için yaptığı çekime katılmasıyla ilk kez profesyonel bir kameranın karşısına geçmiş. Başlangıçta bunu yalnızca eğlenceli bir deneyim olarak gördüğünü, ancak çekim sonrasında insanların kendisindeki doğal ifadeyi fark etmesiyle yeni teklifler almaya başladığını anlatıyor.
İlk dönemlerde kamera karşısında nasıl durması gerektiğini bilmediğini açıkça ifade ediyor. Poz vermeye çalıştıkça daha gergin göründüğünü, doğal hareket ettiğinde ise ortaya daha etkileyici kareler çıktığını zamanla fark etmiş.
“İlk çekimlerimde sürekli doğru pozu bulmaya çalışıyordum. Sonra aslında mesele kusursuz görünmek değilmiş; kameraya bir duygu geçirebilmekmiş.”
Modelliğe başlayan Ayça’nın ilk öğrendiği şeyler
- Kamera karşısında rahatlamanın zaman aldığı
- Her çekimin aynı enerjiye sahip olmadığı
- Fotoğrafçıyla kurulan iletişimin sonucu doğrudan etkilediği
- Doğal hareketlerin çoğu zaman hazırlanmış pozlardan daha güçlü göründüğü
- Dinlenmenin ve iyi hissetmenin dış görünüş kadar önemli olduğu
- Her projeyi kabul etmek zorunda olmadığı
Ayça, modelliğin dışarıdan yalnızca güzel kıyafetler giymek ve fotoğraf çektirmek gibi göründüğünü, ancak işin içinde uzun bekleme süreleri, tekrar tekrar yapılan çekimler ve yoğun bir hazırlık bulunduğunu söylüyor.
Kamera Karşısındaki Ayça ile Günlük Hayattaki Ayça Aynı mı?
Bu soruyu duyduğunda gülümsüyor. Kamera karşısında daha cesur, daha belirgin ve zaman zaman daha gizemli bir karaktere büründüğünü söylüyor. Günlük yaşamında ise daha sade kıyafetler tercih eden, kalabalık ortamlardansa küçük arkadaş gruplarıyla vakit geçirmekten hoşlanan biri olduğunu anlatıyor.
Ayça: Çekim sırasında başka bir tarafım ortaya çıkıyor. Bu yapay bir karakter değil ama günlük hayatımda sürekli göstermediğim bir yanım. Kamera bana bazen daha özgür davranabileceğim bir alan açıyor. Günlük hayatta çok sade olabilirim ama çekimde renkli, iddialı ya da tamamen farklı bir ruh haline girebilirim.
Günlük yaşamında en çok nelere önem veriyor?
- Günün bir bölümünü telefon ekranından uzak geçirmek
- Düzenli uyumaya çalışmak
- Yakın arkadaşlarıyla gösterişsiz ortamlarda buluşmak
- Yürüyüş yapmak ve yalnız kalabileceği zamanlar oluşturmak
- Kendisine iyi gelmeyen insanlardan uzak durmak
- Her gün küçük de olsa kendisi için bir şey yapmak
Ayça’ya göre insanın sürekli görünür olması zamanla yorucu hale gelebiliyor. Bu nedenle sosyal medya ile gerçek yaşam arasında belirgin bir sınır koymaya çalışıyor.
Sosyal Medyada Görünen Hayat ile Gerçek Hayat Arasındaki Fark
Model olarak çalışan birinin sosyal medyada aktif olması çoğu zaman işin doğal bir parçası. Buna rağmen Ayça, paylaşım yapılan fotoğrafların hayatın yalnızca küçük bir bölümünü gösterdiğinin altını çiziyor. Bir fotoğrafın arkasında saatler süren hazırlık, ışık düzenlemesi ve çok sayıda başarısız kare bulunabildiğini söylüyor.
“Sosyal medyada herkes hayatının en düzenli, en neşeli ve en güzel anlarını gösteriyor. İnsan bunları gerçek hayatın tamamı sanırsa kendisine haksızlık etmeye başlar.”
Kendisini başka insanlarla karşılaştırdığı dönemler olduğunu da saklamıyor. Özellikle mesleğin ilk yıllarında takipçi sayıları, beğeniler ve çekim teklifleri üzerinden kendisini değerlendirdiğini; zamanla bunun yorucu ve anlamsız olduğunu anladığını belirtiyor.
Sosyal medyada sağlıklı kalmak için uyguladığı yöntemler
- Her anını paylaşmamak
- Yorumları kişisel değer ölçüsü olarak görmemek
- Belirli saatlerde sosyal medyadan uzaklaşmak
- Kendisini sürekli başka modellerle karşılaştırmamak
- Gerçek arkadaşlıklarını çevrim dışı yaşamda korumak
- Olumsuz içerik üreten hesapları takip etmemek
Güzellik Kavramına Nasıl Bakıyor?
Ayça’ya güzellik kavramının kendisi için ne ifade ettiğini sorduğumuzda, bu kelimenin gençlik yıllarında daha dar bir anlam taşıdığını söylüyor. O dönemlerde güzelliği daha çok dış görünüş, yüz hatları ve vücut ölçüleri üzerinden değerlendirdiğini; zamanla kişinin davranışlarının, ses tonunun ve çevresine yaklaşımının da görüntüsünü tamamen değiştirebildiğini fark ettiğini anlatıyor.
Ayça: Çok güzel görünen ama yanında kendinizi kötü hissettiğiniz insanlar olabilir. Bunun tam tersi de mümkün. Bazen bir insanla konuştukça yüzü size daha güzel görünmeye başlar. Sanırım gerçek güzellik biraz da insanda bıraktığınız duyguyla ilgili.
Kusursuzluk baskısının özellikle genç kadınları zorladığını düşünüyor. Her fotoğrafın düzenlenmesi, yüzlerin birbirine benzemeye başlaması ve sürekli aynı güzellik kalıplarının sunulmasının bireyselliği azalttığını söylüyor.
Ayça’ya göre çekici bir insanın özellikleri
- Kendi tarzını başkalarını taklit etmeden oluşturması
- Konuşurken karşısındaki kişiyi gerçekten dinlemesi
- Kendine güvenmesi ancak kibirli davranmaması
- Başkalarını küçümsemeden kendisini ifade edebilmesi
- Doğal davranışlarını kaybetmemesi
Moda Dünyasının Görünmeyen Tarafları
Modellik sektörü çoğu kişiye renkli, hareketli ve ayrıcalıklı bir dünya gibi görünüyor. Ayça ise bu dünyanın güzel tarafları kadar yorucu yönlerinin de bulunduğunu anlatıyor. Uzun çekim günleri, son anda değişen programlar, farklı insanlarla çalışma zorunluluğu ve sürekli iyi görünme beklentisi bu zorlukların başında geliyor.
Bazen sabah çok erken saatlerde başlayan hazırlığın akşama kadar devam ettiğini, tek bir fotoğraf için aynı hareketin defalarca tekrarlandığını söylüyor. Buna rağmen iyi bir ekip ile çalışıldığında tüm yorgunluğun keyifli bir deneyime dönüşebildiğini de ekliyor.
“Bir çekimi güzel yapan yalnızca ortaya çıkan fotoğraf değildir. Ekipteki insanların birbirine saygılı davranması, herkesin kendini güvende hissetmesi de en az sonuç kadar önemlidir.”
Bir projeyi kabul etmeden önce nelere dikkat ediyor?
- Markanın veya projenin genel yaklaşımını inceliyor.
- Çekimin nerede ve kimlerle yapılacağını öğreniyor.
- Kullanılacak konsept hakkında önceden bilgi istiyor.
- Kendisini rahat hissetmediği projeleri kabul etmiyor.
- Görsellerin hangi alanlarda kullanılacağını soruyor.
- Profesyonel ve açık iletişim kurulmasına önem veriyor.
Ayça’nın Tarzı: Sadelik ile Dikkat Çekicilik Arasında
Kendi giyim tarzını tek bir kelimeyle tanımlaması istendiğinde “değişken” cevabını veriyor. Bazı günler oldukça sade, düz renkli kıyafetler tercih ederken bazı günler daha belirgin parçalar kullanabildiğini söylüyor. Modayı takip ettiğini ancak moda olan her şeyi giymek gibi bir kaygısı bulunmadığını belirtiyor.
Kendisine yakışan ve içinde rahat hissettiği parçaları seçmenin, yalnızca trend olduğu için bir kıyafeti kullanmaktan daha önemli olduğunu düşünüyor.
- Rahat kesimli gömlekler
- Doğal tonlarda günlük kıyafetler
- Minimal aksesuarlar
- Günlük hayatta rahat ayakkabılar
- Çekimlerde konsepte göre daha cesur seçimler
Eleştirilerle Nasıl Başa Çıkıyor?
Görünür bir meslekte çalışmanın en zor yanlarından biri, tanımadığı insanların yorumlarına maruz kalmak. Ayça, ilk dönemlerde her yorumu ciddiye aldığını ve olumsuz bir cümlenin bütün gününü etkileyebildiğini söylüyor. Zamanla eleştiri ile kötü niyetli yorum arasındaki farkı öğrenmiş.
Yapıcı eleştirileri değerlendirdiğini ancak yalnızca incitmek amacıyla yazılan sözlerle arasına mesafe koyduğunu belirtiyor. Herkes tarafından beğenilmenin mümkün olmadığını kabul etmenin kendisini rahatlattığını ifade ediyor.
“Bir insanın sizin hakkınızda söylediği her şey, sizin gerçeğiniz değildir. Bazen o yorum yalnızca karşıdaki kişinin ruh halini gösterir.”
Kendine Ayırdığı Sessiz Zamanlar
Yoğun çekim dönemlerinin ardından evde kalmayı, müzik dinlemeyi ve mutfakta zaman geçirmeyi seviyor. Dut kurusu da bu sakin anlara eşlik eden küçük atıştırmalıklardan biri. Tatlıya düşkün olduğunu ancak ağır tatlılar yerine kuru meyveleri daha çok sevdiğini söylüyor.
Boş vakitlerinde sürekli plan yapmak istemediğini, bazı günleri tamamen akışına bıraktığını anlatıyor. Ona göre zihnin dinlenmesi için insanın zaman zaman hiçbir şey yapmamasına da izin vermesi gerekiyor.
Ayça’nın kendisini yenilemek için yaptığı küçük şeyler
- Uzun yürüyüşlere çıkmak
- Telefonunu sessize almak
- Evde sevdiği müzikleri dinlemek
- Kahve eşliğinde kitap okumak
- Kuru meyve ve hafif atıştırmalıklarla küçük bir sofra hazırlamak
- Yeni çekim fikirlerini bir deftere not etmek
Gelecek Planlarında Neler Var?
Ayça, yalnızca model olarak kamera karşısında bulunmak istemediğini; ilerleyen dönemde çekimlerin yaratıcı aşamasında da görev almayı hedeflediğini söylüyor. Konsept geliştirme, görsel hikâye oluşturma ve styling alanlarına ilgi duyuyor.
Bir gün kendi küçük yaratıcı ekibini kurarak daha doğal, hikâyesi olan ve insanları birbirine benzetmeyen projeler hazırlamak istediğini anlatıyor. Özellikle farklı yaş gruplarını ve farklı beden yapılarını görünür kılan işlerin kendisini heyecanlandırdığını belirtiyor.
- Yaratıcı çekim projelerinde yer almak
- Styling konusunda kendisini geliştirmek
- Daha doğal fotoğraf serileri hazırlamak
- Farklı şehirlerde çekimler yapmak
- Kendi hikâyesini anlatan kişisel bir proje oluşturmak
Söyleşinin Sonunda Ayça’dan Kısa Cevaplar
En sevdiğin mevsim?
Yaz sonu. Havanın hâlâ sıcak olduğu ama akşamların hafif serinlediği dönem.
Çekim öncesinde yaptığın ilk şey?
Müzik açarım. Ruh halimi değiştirdiğini düşünüyorum.
Vazgeçemediğin küçük alışkanlığın?
Kahvenin yanında mutlaka küçük bir şey yemek.
Dut kurusu mu, incir kurusu mu?
Dut kurusu. Çünkü kokusu bende daha fazla anı uyandırıyor.
Kendini üç kelimeyle nasıl anlatırsın?
Sakin, meraklı ve değişken.
Kamera karşısında en önemli şey?
Kendini güvende hissetmek.
Dut Kurusu Kokusunda Kalan Samimi Bir Sohbet
Söyleşi sona ererken masadaki dut kurusu tabağı neredeyse boşalmış durumda. Başlangıçta yalnızca küçük bir ayrıntı gibi görünen bu koku, konuşmanın tamamına yayılan bir hatıra duygusuna dönüşüyor. Ayça’nın modellik yolculuğunu dinlerken mesleğin dışarıdan görünen parlak yüzünün yanında, insanın kendisini tanıma ve sınırlarını koruma çabasının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.
Model Ayça’nın anlattıkları, güzelliğin yalnızca kamera karşısındaki bir görüntüden oluşmadığını hatırlatıyor. İnsan bazen sade bir cümleyle, bazen geçmişten gelen bir kokuyla, bazen de kendisi olma cesaretiyle daha etkileyici hale geliyor.
“Hayatımda kusursuz görünmekten çok, kendim gibi hissedebildiğim anları çoğaltmak istiyorum.”
Dut kurusunun hafif kokusu, günün sakinliği ve Ayça’nın içten cevaplarıyla tamamlanan bu söyleşi, geride gösterişli cümlelerden çok doğal bir iz bırakıyor. Belki de güzel bir sohbetin en önemli özelliği tam olarak budur: Bittiğinde akılda yalnızca söylenenler değil, hissedilen atmosfer de kalır.

