Bostanlı olduğunda günün son saatlerinin biraz daha ayrı bir yeri var. Güneş körfezin üzerinde yavaşça alçalırken yürüyüş yolunun temposu değişiyor, bisikletliler geçiyor, banklar dolmaya başlıyor ve kıyıya gelen insanlar sanki ortak bir sessizlikte birkaç dakikalığına aynı manzaraya bakıyor.
Bostanlı Trans Alev ile Günbatımı başlığı altında çıktığımız bu yolculuk da gösterişli bir gece hikâyesinden çok gündelik hayatın küçük ayrıntılarına odaklanıyor. Bostanlı sahilinde yürümeyi seven Alev’in gözünden günbatımını, İzmir’i, şehirde trans bir kadın olarak gündelik yaşamı, arkadaşlıkları, yalnızlığı, müziği ve yıllar içerisinde değişen alışkanlıkları konuşuyoruz.
Alev’le sohbetimiz güneşin batmasına henüz zaman varken başlıyor. Hava hâlâ aydınlık. Fakat gün ortasının sert ışığı gitmiş. Deniz daha yumuşak bir renge bürünürken Alev, elindeki kahveyle kıyıya doğru bakıp “Birazdan buranın bütün rengi değişecek” diyor.
Bostanlı’da Günbatımı Neden Başka?
Alev’e göre mesele yalnızca güneşin batması değil. Günün telaşının azalması, insanların kıyıda yavaşlaması ve körfezin birkaç dakika içerisinde sürekli renk değiştirmesi günbatımını küçük bir şehir ritüeline dönüştürüyor.
Trans Alev ile İlk Tanışma: “Ben Akşamüstü İnsanıyım”
– Kendini sabah insanı mı, gece insanı mı olarak tanımlarsın?
Alev: İkisi de değil. Akşamüstü insanıyım.
– Böyle bir kategori var mı?
Alev: Yoksa da ben oluşturdum. (Gülüyor.) Sabahları kendime gelmem uzun sürüyor. Geceyi seviyorum ama çok geç saatlerde de enerjim düşüyor. Akşamüstü ise tam benim saatim.
– Bostanlı’yı da bu yüzden mi seviyorsun?
Alev: Biraz öyle. Özellikle hava güzelse akşamüstü burada olmak bana iyi geliyor. İnsanlar işten çıkmış oluyor, öğrenciler geliyor, arkadaş grupları oturuyor. Kalabalık var ama sürekli acele eden bir kalabalık değil.
“Günbatımının güzel tarafı bence yalnızca renkler değil. İnsanların birkaç dakikalığına yavaşlaması. Herkes aynı anda gökyüzüne bakınca şehir de biraz yavaşlamış gibi geliyor.”
Bostanlı Trans Alev’in Kıyıyla Kurduğu Bağ
Alev’in Bostanlı’yla ilişkisi yeni değil. Yıllar içerisinde burada farklı arkadaşlarla buluşmuş, uzun yürüyüşler yapmış, kimi zaman yalnız kalmak istediğinde kıyıya gelmiş.
Bu yüzden Bostanlı onun için yalnızca bir semt adı değil. Hayatının farklı dönemlerinden küçük hatıraların biriktiği kişisel bir şehir haritası.
– Bostanlı’da seni geçmişe götüren bir yer var mı?
Alev: Tek bir yer yok aslında. Bazen yürürken bir köşeden geçiyorum ve yıllar önce orada yaptığımız bir sohbet aklıma geliyor. Arkadaşımın ne giydiğini bile hatırlıyorum. Hafıza çok tuhaf.
– Mekânlar hatırlatıyor yani?
Alev: Kesinlikle. Şehir biraz büyük bir hafıza kartı gibi. Her köşede başka bir şey kayıtlı.
Alev’in Bostanlı Hafızasında Kalanlar
- Arkadaşlarla yapılan uzun sahil yürüyüşleri,
- Günbatımına yetişmek için hızlandırılan adımlar,
- Bir bankta saatler süren sohbetler,
- Kahve alıp plansızca kıyıya inilen günler,
- Rüzgâr nedeniyle erken biten buluşmalar,
- Tek başına geçirilen sakin akşamüstleri,
- Fotoğraf çekmek için beklenen birkaç dakikalık doğru ışık.
Günbatımını İzlemek Alev İçin Bir Temaşa
Temaşa, bugün gündelik konuşmada çok sık karşılaşmadığımız kelimelerden biri. Seyretmek, izlemek ve bakmak anlamlarına geliyor. Ancak kelimenin içerisinde yalnızca “görmekten” biraz daha fazlası var. Bir şeyi dikkatle seyretmek, onun değişimini izlemek…
Alev’in günbatımı alışkanlığı da biraz böyle.
Telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf çekiyor ama hemen ardından tekrar çantasına koyuyor.
– Her günbatımının fotoğrafını çekiyor musun?
Alev: Eskiden çok çekiyordum. Telefonum aynı güneşin yüzlerce fotoğrafıyla dolu. Sonra fark ettim ki fotoğraf çekmeye uğraşırken günbatımının yarısını ekrandan izliyorum.
– Şimdi?
Alev: Bir iki tane çekiyorum. Sonra bırakıyorum.
Alev’in Günbatımı Kuralı
- Önce manzaraya bak.
- İstersen birkaç fotoğraf çek.
- En iyi kareyi bulmak için bütün günbatımını harcama.
- Telefonu bırak.
- Gökyüzünün birkaç dakika içerisindeki değişimini izle.
“Trans Olmak Benim Tek Hikâyem Değil”
– Trans kimliğinin insanların seni tanırken ilk dikkat ettiği şey olmasından rahatsız oluyor musun?
Alev: Bazen. Çünkü trans olmamı gizlemiyorum. Bu benim hayatımın gerçek bir parçası. Ama biri beni yalnızca bunun üzerinden tanımladığında bütün diğer özelliklerim yok olmuş gibi hissediyorum.
– Mesela hangi özelliklerin?
Alev: Çok kötü yemek yaptığım gerçeği mesela. (Gülüyor.) Müzik zevkim var, arkadaşlıklarım var, iş hayatım var, bazı şeylere gereksiz yere takılma huyum var. İnsan dediğin zaten onlarca küçük özelliğin birleşimi.
– Sana ilk kez tanışan birinin ne sormasını isterdin?
Alev: “Ne yapmaktan hoşlanıyorsun?” güzel soru. Oradan sohbet açılır.
“Bir insanı tek bir kelimeyle anlatmaya çalışınca bütün teferruat kayboluyor. Halbuki bizi birbirimizden ayıran şey biraz da o teferruatlar.”
Şehrin Bakışları Arasında Kendin Gibi Yürümek
Alev, trans bir kadın olarak şehir içerisinde zaman zaman meraklı bakışlarla karşılaştığını söylüyor. Ancak yıllar içerisinde bu konuda yaklaşımının değiştiğini anlatıyor.
– Bakışları fark ediyor musun?
Alev: Elbette. İnsan fark ediyor. Ama artık her bakışı yorumlamıyorum.
– Eskiden yorumluyor muydun?
Alev: Çok. Biri baktığında hemen “Neden baktı?” diye düşünüyordum. Sonra ikinci kişiye bakıyorsun, üçüncüye bakıyorsun… Bir süre sonra yürümüyorsun da çevredeki herkesin yüz ifadesini analiz ediyorsun.
– Bunu nasıl bıraktın?
Alev: Bir anda olmadı. Zamanla. İnsan kendi hayatına odaklandıkça çevresindeki her hareketi kendisiyle ilgili sanmayı bırakıyor.
Alev’in Yıllar İçinde Öğrendiği Şey
“Herkesin ne düşündüğünü bilmek mümkün değil. Bilmek zorunda da değilsiniz. Bazen sadece kahvenizi alıp yürümeye devam etmeniz gerekiyor.”
Bostanlı’da Bir Akşamın Teferruatları
Güneş biraz daha aşağı inerken Alev’in bahsettiği küçük ayrıntılar da daha görünür hâle geliyor.
Bir taraftan bisikletliler geçiyor. Bir köpek sahibiyle birlikte kıyıda yürüyor. Birkaç kişi banklarda oturmuş konuşuyor. Başka bir grup çimlerin üzerinde.
Alev’e göre şehrin asıl karakteri de tam olarak bu sıradan görüntülerde bulunuyor.
– İnsanları izler misin?
Alev: Evet ama rahatsız edecek şekilde değil. Otururken etrafa bakmayı seviyorum. Bazen insanların hikâyelerini kafamda uyduruyorum.
– Nasıl?
Alev: Mesela biri elinde çiçekle geçiyor. “Acaba nereye gidiyor?” diye düşünüyorum. Tamamen hayal tabii. Belki çiçeği kendisine aldı.
- Kıyıda sessizce oturan biri,
- Bisikletle eve dönenler,
- Arkadaşını beklerken sürekli telefonuna bakan biri,
- Köpeğiyle yürüyüş yapanlar,
- Günbatımının fotoğrafını çekenler,
- Kahvesini alıp yürüyenler,
- Bir bankta sohbete dalıp saati unutanlar.
Günbatımı ile Alev’in Müzik Listesi
– Yürürken müzik dinliyor musun?
Alev: Çok. Ama günbatımında bazen kulaklığı çıkarıyorum.
– Ne dinliyorsun?
Alev: Her şey var. Beni tek bir müzik türüne koyamazsın. Eski Türkçe şarkılardan elektronik müziğe kadar gidiyor.
– Ruh hâline göre mi seçiyorsun?
Alev: Kesinlikle. Hatta playlist isimlerim biraz komik. “Bugün kimseyle konuşmak istemiyorum”, “Hazırlan ve çık”, “Akşam yürüyüşü” gibi listelerim var.
Alev’in Ruh Hâline Göre Müzikleri
- Yürüyüş: Ritmi yüksek parçalar,
- Günbatımı: Daha sakin şarkılar,
- Hazırlanırken: Enerjik pop,
- Gece eve dönerken: Nostaljik parçalar,
- Çalışırken: Sözsüz veya düşük tempolu müzik.
Bostanlı’nın Müşterek Günbatımı
Günbatımına birkaç dakika kala ilginç bir şey oluyor. Birbirini tanımayan insanlar aynı anda aynı yöne bakmaya başlıyor.
Kimi telefonunu kaldırıyor. Kimi yanındaki arkadaşına bir şey söylüyor. Kimi hiçbir şey yapmadan denize bakıyor.
İşte müşterek kelimesi burada anlam kazanıyor.
Ortak, birlikte paylaşılan…
Günbatımı hiç kimseye ait değil ama birkaç dakikalığına herkesin ortak manzarası.
“Günbatımında insanların aynı anda denize dönmesi hoşuma gidiyor. Birbirimizi tanımıyoruz ama birkaç dakika aynı şeyi seyrediyoruz.”
Arkadaşlarla Bostanlı’da Uzayan Hasbihaller
– Arkadaşlarınla burada sık buluşuyor musun?
Alev: Evet. Özellikle hava güzelse.
– Program nasıl oluyor?
Alev: Program yapıyoruz ama hiçbir zaman programa uymuyoruz. “Bir saat otururuz” diyoruz. Üç saat sonra hâlâ aynı yerdeyiz.
– Neler konuşuyorsunuz?
Alev: Her şeyi. İş, ilişkiler, eski anılar, saçma sapan şeyler… Bir anda ciddi bir konudan yıllar önce yaşadığımız komik bir olaya geçebiliyoruz.
– Buna hasbihal diyebilir miyiz?
Alev: Kesinlikle. Hatta kelimeyi bundan sonra kullanacağım.
Bostanlı’da Bir Hasbihalin İçindekiler
- Bir kahveyle başlamak,
- Gün içerisinde yaşananları anlatmak,
- Konuyu tamamen değiştirmek,
- Eski bir hatıraya gülmek,
- Günbatımını fark edip fotoğraf çekmek,
- “Biraz daha oturalım” demek,
- Saatin beklenenden çok daha geç olduğunu fark etmek.
Sosyal Medyadaki Günbatımı ile Gerçek Günbatımı
– Sosyal medyada çok paylaşım yapıyor musun?
Alev: Dönem dönem. Bazen sürekli paylaşıyorum, bazen haftalarca hiçbir şey koymuyorum.
– Günbatımı fotoğrafı?
Alev: Onun kontenjanı ayrı. (Gülüyor.) Ama eskisine göre daha az.
– Neden?
Alev: Çünkü bir ara fark ettim ki güzel bir şey gördüğümde ilk refleksim bakmak değil telefonu çıkarmak olmuş. Bunu biraz değiştirmek istedim.
Alev’in söylediği şey günümüz şehir hayatının küçük çelişkilerinden biri. Bir anı saklamak isterken bazen o anın kendisini kaçırabiliyoruz.
Kadrajın Dışında Kalan
Fotoğraf günbatımının rengini saklayabilir; fakat rüzgârı, yan masadan gelen kahkahayı, denizin kokusunu veya o anda insanın aklından geçen düşünceyi kaydedemez.
Yalnızlık mı, Sükûnet mi?
– Tek başına Bostanlı’ya geldiğinde kendini yalnız hissediyor musun?
Alev: Hayır. Hatta özellikle yalnız gelmek istediğim zamanlar oluyor.
– Aradaki fark ne?
Alev: Yalnızlık istemediğiniz hâlde tek kalmak gibi. Sükûnet ise bazen kendi isteğinizle biraz geri çekilmek. Ben ikisini farklı görüyorum.
– Ne yapıyorsun tek başına?
Alev: Yürüyorum. Kahve alıyorum. Bazen müzik dinliyorum. Bazen hiçbir şey yapmıyorum. Zaten her dakika bir şey yapmak zorunda değiliz.
“Tek başına oturabilmek bana yalnızlığı değil, sükûneti öğretti. Bazen insanın kendisine ayırdığı yarım saat bütün günün en güzel zamanı olabiliyor.”
Güneş Alçalırken Bostanlı’nın Çehresi
Sohbet ilerledikçe gökyüzünün rengi gerçekten değişmeye başlıyor. Birkaç dakika önce daha açık olan tonlar yerini turuncuya, ardından pembeye yaklaşan renklere bırakıyor.
Alev konuşmayı kesip birkaç saniye denize bakıyor.
– Ne oldu?
Alev: Hiç. Tam sevdiğim ışık geldi.
Telefonunu çıkarıyor, iki fotoğraf çekiyor ve gerçekten söylediği gibi tekrar masaya bırakıyor.
– Sadece iki fotoğraf mı?
Alev: Kendimi geliştiriyorum. Eskiden yirmi olurdu.
Gülüyoruz.
Gökyüzündeki renk birkaç dakika sonra tekrar değişiyor.
Alev’e Göre Günbatımının Beş Hâli
- Bekleyiş: Güneş henüz yüksek ama ışık yumuşamaya başlıyor.
- Yaklaşma: İnsanlar kıyıya doğru daha fazla bakmaya başlıyor.
- Temaşa: Güneş ufka yaklaşırken telefonlar çıkıyor.
- Müphem an: Güneş kayboluyor fakat gökyüzü hâlâ renkli.
- Sükûnet: Renkler yavaşça azalıyor ve şehir ışıkları belirginleşiyor.
Alev’in Az Kullanılan Kelimelerle Bostanlı Sözlüğü
Sohbetin biraz da eğlenceli olması için Alev’e bazı eski veya gündelik dilde daha seyrek kullanılan kelimeler söylüyoruz. Ondan bu kelimeleri Bostanlı’daki bir görüntüyle eşleştirmesini istiyoruz.
Temaşa?
Alev: Günbatımını sessizce izlemek.
Müphem?
Alev: Güneş battıktan sonraki yarım saat.
Müşterek?
Alev: Bostanlı kıyısındaki günbatımı.
Sükûnet?
Alev: Hafta içi sakin bir akşam tek başına yürümek.
Hengâme?
Alev: Herkesin aynı anda dışarı çıktığı güzel havalı bir hafta sonu.
Teferruat?
Alev: Günbatımını değil, günbatımına bakan insanların yüzünü fark etmek.
Hasbihal?
Alev: Bir kahveyle başlayıp üç saat süren arkadaş buluşması.
İzdüşüm?
Alev: Yıllar önce yaşadığın bir anın aynı sokaktan geçerken yeniden aklına gelmesi.
Serencam?
Alev: Herhalde bütün bunların toplamı. Benim İzmir hikâyem.
Alev’e Kısa Kısa: Fazla Düşünmeden Cevapla
Bostanlı mı, Alsancak mı?
Bostanlı.
Kahve mi, çay mı?
Kahve.
Gün doğumu mu, günbatımı mı?
Bunu sorman bile ayıp. Günbatımı.
Vapur mu, tramvay mı?
Vapur.
Yürümek mi, bisiklet mi?
Yürümek.
Kalabalık mı, sakinlik mi?
Sakin kalabalık diye bir seçenek istiyorum.
Yaz mı, kış mı?
İlkbahar.
Planlı mı, spontane mi?
Spontane.
Fotoğraf mı, anı yaşamak mı?
Bir fotoğraf çekip anı yaşamak.
İzmir’i bir renkle anlat?
Günbatımındaki turuncuyla pembe arasındaki o tarif edemediğim renk.
Geçmişteki Alev Bugünkü Alev’i Görse Ne Derdi?
– On yıl önceki Alev şu anda karşında otursaydı ne söylerdi?
Alev ilk kez soruya hemen cevap vermiyor.
Alev: Muhtemelen şaşırırdı.
– Neye?
Alev: Daha sakin olmama. Eskiden her şeyi çok büyütüyordum. Herkesin ne düşündüğünü, gelecekte ne olacağını, doğru karar verip vermediğimi… Sürekli bir şey çözmeye çalışıyordum.
– Şimdi çözmüyor musun?
Alev: Hâlâ düşünüyorum. Ama bazı şeylerin hemen çözülmesi gerekmediğini öğrendim.
– Sen geçmişteki Alev’e ne söylerdin?
Alev: Biraz daha az kork. Bir de güneş kremi kullan. (Gülüyor.)
“Geçmişte her şeyi hemen anlamam gerektiğini sanıyordum. Şimdi bazı şeylerin zaman içerisinde kendiliğinden yerine oturabileceğini biliyorum.”
Günbatımından Sonra Şehir Bitmiyor, Yalnızca Renk Değiştiriyor
Güneş artık görünmüyor.
Fakat Alev’in en sevdiğini söylediği o kısa zaman dilimi yeni başlıyor.
Gökyüzü tamamen kararmış değil. Turuncu tonlar gitmiş, geride daha soğuk renkler kalmış. Kıyıdaki ışıklar belirginleşmeye başlıyor.
– Şimdi mi en sevdiğin zaman?
Alev: Evet. İşte bu.
– Neden günbatımının kendisi değil?
Alev: Çünkü herkes güneşe bakarken ben biraz sonrasını seviyorum. İnsanlar fotoğraflarını çekmiş oluyor. Ortalık yeniden normal hâline dönüyor ama gökyüzünde hâlâ biraz renk kalıyor.
Bu cevap aslında bütün sohbeti özetliyor.
Alev gösterişli olanın kendisinden çok, hemen sonrasında kalan küçük ayrıntıları seviyor.
Alev’in En Sevdiği Müphem Dakikalar
“Güneş battıktan sonra herkes birkaç dakika içerisinde kendi sohbetine dönüyor. Ben tam o anı seviyorum. Gökyüzü hâlâ renkli, şehir ışıkları yeni yanmış ve günle gece arasında küçücük bir boşluk var.”
Bostanlı Trans Alev ile Günbatımından Geriye Kalan
Bostanlı Trans Alev ile Günbatımı diye başlayan sohbetimiz, yalnızca günün belirli bir saatini konuştuğumuz bir söyleşi olmaktan çıkıyor.
Alev’in Bostanlı’yla kurduğu ilişki üzerinden şehir hafızasına, arkadaşlıklara, yalnız kalabilmeye, trans bir kadın olarak gündelik hayata ve yıllar içerisinde insanın kendisine karşı değişen yaklaşımına uzanıyoruz.
Aslında konuştuğumuz şeylerin çoğu oldukça sıradan.
Kahve almak.
Yürümek.
Arkadaşlarla buluşmak.
Müzik dinlemek.
Telefonla fotoğraf çekmek.
Bir bankta oturmak.
Gökyüzüne bakmak.
Fakat insan hayatının büyük bölümü zaten bu küçük anlardan oluşmuyor mu?
Alev’in trans kimliği onun hikâyesinin gerçek ve önemli bir parçası. Ama tek parçası değil. Onu tanımaya başladığımızda günbatımını seven, müzik listelerine garip isimler veren, arkadaşlarıyla konuşurken saati unutan, geçmişte her şeyi fazla düşündüğünü kabul eden ve artık bazen hiçbir şey yapmadan kıyıda oturabilen bir insan portresi ortaya çıkıyor.
Son Soru: Günbatımı Sana Bir Şey Söyleseydi?
– Son sorumuz biraz tuhaf. Günbatımı konuşabilseydi sana ne söylerdi?
Alev gülüyor.
Alev: Bu soruları kim hazırlıyor?
– Cevap vermek zorundasın.
Bir süre körfeze bakıyor.
Alev: Sanırım “Her şey geçiyor ama bu her zaman kötü bir şey değil” derdi.
– Neden?
Alev: Çünkü günbatımını güzel yapan biraz da kısa sürmesi. Aynı renk bütün gün gökyüzünde kalsa birkaç gün sonra fark etmeyiz bile.
– Yarın yine gelir misin?
Alev: Belki. Ama yarınki başka olacak.
“Bazı şeylerin güzel olması için sonsuza kadar sürmesi gerekmiyor. Bazen birkaç dakikalık bir günbatımı bile uzun süre hatırladığınız bir akşama dönüşebiliyor.”
Bostanlı’da Akşam: Aynı Manzara, Başka Bir Serencam
Kıyı artık günbatımını izlemeye gelen insanlardan çok akşam yürüyüşüne çıkanlarla dolmaya başlıyor. Birkaç dakika önce telefonlarını gökyüzüne doğrultan insanlar yeniden sohbetlerine dönmüş durumda.
Alev de kahvesinin son yudumunu içiyor.
Bir süre sonra kalkıp yürümeye karar veriyoruz.
Bostanlı aynı yerde. Deniz aynı yerde. Yürüyüş yolu ve banklar da öyle.
Fakat gökyüzünün rengi tamamen değişmiş.
Belki şehir hayatının en güzel taraflarından biri de bu: Aynı yere yüzlerce kez gidebiliyor fakat her seferinde başka bir ruh hâliyle dönebiliyorsunuz.
Bir akşam arkadaşlarınızla kahkahalar içerisinde yürüdüğünüz yol, başka bir akşam yalnız kalmak istediğiniz sessiz bir güzergâha dönüşebiliyor. Bir gün yalnızca manzarasını gördüğünüz kıyı, yıllar sonra geçmişte yaptığınız bir sohbeti hatırlatabiliyor.
Alev’in Bostanlı’sı da böyle.
Biraz günbatımı, biraz hasbihal, biraz sükûnet, biraz hengâme ve bolca teferruat…
Bostanlı Trans Alev ile Günbatımından Son Cümle
Körfezin üzerinde güneş kaybolurken Bostanlı birkaç dakikalığına başka bir renge bürünüyor. Sonra ışık azalıyor, insanlar sohbetlerine dönüyor ve şehir kaldığı yerden devam ediyor. Alev ise yürümeye başlamadan önce son kez denize bakıyor: “Yarın yine güneş batacak ama hiçbirimiz bugünkü hâlimizle izlemeyeceğiz. Galiba güzel olan biraz da bu.”

