Alsancak denildiğinde çoğu insanın zihninde önce kalabalık beliriyor. Birbirine açılan sokaklar, bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar, arkadaşını bekleyenler, kafelerden yükselen konuşmalar, uzaktan duyulan müzik ve akşam ilerledikçe sürekli değişen bir şehir manzarası… İzmir’in en hareketli bölgelerinden birinde sessizliği aramak ilk bakışta biraz çelişkili gelebilir.
Fakat Alsancak Trans Jale’nin Kalabalıktan Azade Bir Akşamı tam olarak bu çelişkinin içerisinden doğan bir hikâye. Kalabalığın ortasında mutlaka kalabalığa karışmak zorunda olmadığımızı, bazen birkaç sokak yürüyerek veya telefonumuzu kısa süreliğine cebimize koyarak kendimize küçük bir alan açabileceğimizi anlatan sakin bir şehir söyleşisi…
Jale’yle buluştuğumuzda akşam henüz yeni başlıyor. Alsancak her zamanki hareketliliğine doğru ilerlerken Jale’nin ilk cümlesi söyleşinin tonunu belirliyor:
Jale: “Bugün mümkünse çok kalabalığa girmeyelim. Konuşabileceğimiz sakin bir yer bulalım.”
Bu cümleden sonra rotamızı en hareketli noktalardan biraz uzağa çeviriyoruz.
Azade Ne Demek?
Günlük konuşmalarda artık eskisi kadar sık duymadığımız azade kelimesi; özgür, serbest, bir şeyden uzak veya kurtulmuş anlamlarında kullanılıyor. Jale’nin bu akşamki isteği de tam olarak bu: Birkaç saatliğine şehrin telaşından azade olmak.
Trans Jale ile İlk Soru: Neden Sakin Bir Akşam?
– Bugün özellikle sakin bir yer istemenin nedeni ne?
Jale: Bazen insanın sosyal pili bitiyor. Çok bilimsel bir açıklama olmadı ama benimki bugün biraz bitmiş durumda. (Gülüyor.) İnsanlarla konuşmayı seviyorum, arkadaşlarımla dışarı çıkmayı da seviyorum ama bazı günler kalabalığın sesi bile fazla gelebiliyor.
– Böyle günlerde evde kalmak daha kolay değil mi?
Jale: Evde kalmayı da seviyorum. Ama bazen dışarı çıkmak istiyorum, sadece eğlence veya kalabalık istemiyorum. İnsanların sanki iki seçeneği varmış gibi düşünmesi komik geliyor bana. Ya evdesin ya da çok hareketli bir yerde olmalısın. Arada yüz tane seçenek var.
– Mesela?
Jale: Yürümek. Kahve içmek. Bir arkadaşla sakin sakin konuşmak. Deniz tarafına geçmek. Kitapçıya girmek. Hiçbir şey almadan vitrinlere bakmak. Bunlar da dışarı çıkmak.
“Dışarı çıkmak benim için her zaman kalabalığa karışmak demek değil. Bazen şehirde dolaşıp kimseye yetişmek zorunda olmadığımı hatırlamak istiyorum.”
Alsancak’ın Hengâmesi İçinde Küçük Bir Sükûnet
Jale’nin anlattığı ruh hâlini anlayabilmek için Alsancak’ın akşam saatlerindeki hengâmesini düşünmek yeterli. Bir sokakta yüksek sesli konuşmalar duyulurken birkaç adım sonra daha sakin bir köşeye çıkmak mümkün.
İşte Jale bu geçişleri seviyor.
Ona göre şehir bütünüyle gürültülü veya bütünüyle sessiz değil. Birkaç dakikalık yürüyüş bile atmosferi değiştirebiliyor.
– Alsancak çok hareketliyken burada nasıl sakinlik buluyorsun?
Jale: Kalabalığın nereye aktığını biraz biliyorsanız ters tarafa gidebiliyorsunuz. Bir de sürekli aynı yerde kalmak zorunda değilsiniz. Bir sokak fazla kalabalıksa diğerine geçersiniz.
– Yani planlı bir kaçış?
Jale: Plansız ama tecrübeli bir kaçış diyelim.
Jale’nin Sakin Akşam Formülü
- Acele etmeden hazırlanmak,
- Mutlaka yetişilmesi gereken bir saat belirlememek,
- Kalabalık bir noktada uzun süre kalmamak,
- Telefon bildirimlerini mümkün olduğunca azaltmak,
- Yürüyerek ara sokaklara bakmak,
- Sakin bir yerde kahve molası vermek,
- Canı istediğinde eve dönmek.
“Eskiden Sürekli Bir Yerlere Yetişmeye Çalışıyordum”
– Bu sakinlik isteği her zaman var mıydı?
Jale: Hayır. Tam tersine, birkaç yıl önce beni bir akşam evde bulmak zordu. Sürekli bir plan vardı.
– Ne değişti?
Jale: Galiba kendimi daha iyi tanımaya başladım. Eskiden bir davete gitmezsem bir şey kaçırıyormuşum gibi hissederdim. Şimdi gerçekten gitmek istiyor muyum diye düşünüyorum.
– Daha mı seçici oldun?
Jale: Kesinlikle. Ama insanlara karşı değil, zamanımı nasıl geçirdiğim konusunda.
Jale bu cümleyi söyledikten sonra kahvesinden bir yudum alıyor ve kısa bir süre düşünüyor.
Jale: Aslında büyüdükçe zamanın ne kadar değerli olduğunu daha fazla anlıyorsun. Bir akşamını istemediğin bir yerde geçirmek de zamanından vermek demek.
Jale’nin Değişen Akşamları
Eskiden “Bu akşam nerede eğlence var?” diye sorarken bugünlerde daha çok “Bu akşam gerçekten ne yapmak istiyorum?” diye soruyor.
Alsancak Trans Jale: Kimliğin Ötesindeki Teferruatlar
Jale trans bir kadın. Bu, yaşamının ve kişisel hikâyesinin gerçek bir parçası. Fakat sohbet ilerlediğinde onun hakkında öğrenilecek çok daha fazla ayrıntı ortaya çıkıyor.
Kahveyi çaya tercih ediyor. Telefonunda ekran görüntülerini silmeyi sürekli erteliyor. Eski Türkçe şarkıları seviyor. Yeni bir yere gittiğinde dekorasyondan önce insanların rahat olup olmadığına bakıyor. Yağmuru seviyor ama yağmurda dışarı çıkmaktan hoşlanmıyor.
Bir insan portresini ilginç yapan da biraz bu teferruatlar.
– İnsanların trans olduğunu öğrendikten sonra sana yaklaşımı değişiyor mu?
Jale: Bazen değişebiliyor. Bazı insanlar bir anda çok meraklı oluyor. Sorular peş peşe geliyor.
– Bundan rahatsız oluyor musun?
Jale: Soruya bağlı. Saygılı bir merakla çok özel şeyleri sorgulamak arasında fark var. Yeni tanıştığınız herhangi bir insana sormayacağınız kadar kişisel bir şeyi bana da sormayın. Bence ölçüsü bu kadar basit.
“Trans olmak benim hikâyemin bir bölümü. Ama kitabın tamamını sadece o bölümü okuyarak anlayamazsınız.”
Jale’yi Tanımak İçin Başka Neler Sorulabilir?
- En sevdiğin İzmir semti neresi?
- Tek başına vakit geçirmekten hoşlanıyor musun?
- Hangi şarkıyı yıllardır dinliyorsun?
- En son hangi filmi beğendin?
- Sabah mı, akşam mı?
- Deniz kenarı mı, ara sokaklar mı?
- Planlı buluşma mı, spontane kahve mi?
- Kalabalık mı, sükûnet mi?
Kalabalığın İçinde Görünür Olmak
– Trans bir kadın olarak kalabalıkta yürürken kendini sürekli göz önünde hissediyor musun?
Jale: Eskiden daha fazla hissediyordum. Hatta bir dönem yürürken çevremde kimin bana baktığını sürekli kontrol ediyordum.
– Yorucu olmalı.
Jale: Çok yorucu. Çünkü gerçekten bakıp bakmadıklarını bile bilmiyorsun. Belki arkamdaki tabelaya bakıyor. Ama zihnin hemen “Bana baktı” diyor.
– Şimdi ne yapıyorsun?
Jale: Fark edersem fark ediyorum ve yürümeye devam ediyorum. Her insanın zihninden geçeni kontrol edemem.
– Bunu öğrenmek uzun sürdü mü?
Jale: Evet. İnsan bir sabah uyanıp bütün kaygılarından kurtulmuyor. Yavaş yavaş öğreniyorsun.
“Bir dönem şehri insanların gözlerinden okuyordum. Şimdi mümkün olduğunca kendi önümdeki yola bakıyorum.”
Jale’nin Alsancak’taki Mutat Olmayan Teferruatları
Mutat, alışılmış veya olağan hâle gelmiş anlamına gelen eski kelimelerden biri. Jale ise Alsancak’ta herkesin gördüğü mutat görüntüler yerine küçük ayrıntılara bakmayı seviyor.
Özellikle eski binaların üst katları ilgisini çekiyor.
– Neden üst katlar?
Jale: Çünkü herkes vitrinlere bakıyor. Başınızı biraz kaldırınca bambaşka bir şehir görüyorsunuz. Eski balkonlar, pencereler, bazen çok güzel detaylar var.
– Fotoğraf çekiyor musun?
Jale: Evet. Telefonumda insanların anlam veremeyeceği kadar çok pencere fotoğrafı var.
Jale’nin Alsancak’ta Baktığı Küçük Şeyler
- Eski apartmanların üst katları,
- Balkon demirlerindeki desenler,
- Yıllardır değişmemiş tabelalar,
- Küçük kitapçılar,
- Duvarlardaki çizimler,
- Kapı önünde oturan kediler,
- Akşam ışığının pencerelere düşüşü,
- Dar sokaklardan görünen gökyüzü.
Azade Bir Akşamda Telefon Ne Kadar Var?
– Telefonundan uzak kalabiliyor musun?
Jale: Hayır. Böyle çok bilinçli ve dijital detoks yapan biriymişim gibi davranmayacağım. Telefonuma fazla bakıyorum.
– Az önce bildirimleri azaltmaktan söz ettin.
Jale: Azaltmaya çalışıyorum dedim, başarıyorum demedim. (Gülüyor.)
– En çok neye bakıyorsun?
Jale: Mesajlar, sosyal medya, müzik. Sonra bir bakıyorum bir şey araştırırken tamamen alakasız bir videoya geçmişim.
– Telefon olmadan bir akşam?
Jale: Yapabilirim ama yanımda olduğunu bilmem lazım. Bu da biraz çelişkili sanırım.
Jale’nin Dijital Azadelik Denemesi
- Telefonu masanın üzerine ekranı aşağı bakacak şekilde bırak.
- Her bildirimde kontrol etme.
- Yürürken sürekli ekrana bakma.
- Fotoğraf çektiysen hemen paylaşmak zorunda hissetme.
- Sohbet sırasında telefonun konuşmanın önüne geçmesine izin verme.
Bir Kahvenin Başında Uzayan Hasbihal
Jale’yle “kısa bir kahve” için oturduğumuz masada zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz. Söyleşi bir noktadan sonra soru-cevap biçiminden çıkıp sıradan bir sohbete dönüşüyor.
Eski arkadaşlıklardan söz ediyoruz. İzmir’in değişen sokaklarından, kapanan mekânlardan, yıllar önce çok önemli görünen fakat bugün hatırlanmakta zorlanılan meselelerden…
– Uzun sohbetleri seviyorsun galiba?
Jale: Seviyorum ama herkesle değil. Sessizlikten rahatsız olmadığım insanlarla sohbet etmeyi daha çok seviyorum.
– Sessizlikle sohbet nasıl aynı cümlede oluyor?
Jale: Çok yakın bir arkadaşınla oturduğunda sürekli konuşmak zorunda değilsin. Beş dakika ikiniz de susabilirsiniz ve garip olmaz. Bence rahatlık biraz orada başlıyor.
“İyi bir hasbihalin içerisinde biraz sessizlik de olmalı. Sürekli konuşmak zorunda olmadığın insanlarla daha gerçek sohbet ediyorsun.”
Alsancak’ta Yalnız Olmak ile Yalnız Hissetmek Aynı Şey Değil
– Tek başına dışarı çıkabiliyor musun?
Jale: Artık evet. Eskiden yapamazdım.
– Neden?
Jale: Tek başına oturunca herkes sana bakacakmış gibi hissediyorsun. Halbuki kimsenin umurunda değilsin. İnsanların çoğu kendi hayatıyla meşgul.
– İlk ne zaman tek başına kahve içtin?
Jale: Tam tarihini hatırlamıyorum ama bir arkadaşımı bekliyordum. Çok gecikti. Ben de oturdum. Sonra baktım gayet güzelmiş.
– Şimdi özellikle yapıyor musun?
Jale: Evet. Bazen kitap alıyorum, bazen sadece telefona bakıyorum. Bazen hiçbir şey yapmadan kahvemi içiyorum.
Jale’nin Ayrımı
Yalnızlık: Yanında birinin olmasını isterken tek kalmak.
Sükûnet: Bir süreliğine yalnız kalmayı kendin seçmek ve bundan rahatsız olmamak.
Müzik Kalabalığı Gerçekten Susturabilir mi?
– Kulaklık kullanıyor musun?
Jale: Çok. Çantamda kulaklık yoksa kendimi eksik hissediyorum.
– Alsancak kalabalığında ne dinlersin?
Jale: Ruh hâlime bağlı. Bazen hareketli bir şey dinliyorum ve kalabalığın içerisinde klip çekiyormuşum gibi yürüyorum. Bazen de çok sakin bir müzik açıyorum.
– Eski şarkılar?
Jale: Çok severim. Bir şarkı insanı bir anda on yıl önceye götürebiliyor.
– En sevdiğin tarafı bu mu?
Jale: Evet. Müzik benim için biraz hafıza gibi.
- Kalabalıkta yürürken: Ritmik parçalar,
- Sakin bir akşamda: Yavaş şarkılar,
- Hazırlanırken: Enerjik pop,
- Eve dönerken: Nostaljik parçalar,
- Düşünmek istediğinde: Sözsüz müzikler.
“Bazen Plan Yapmamak En Güzel Plan”
– Bu akşam için önceden bir planın var mıydı?
Jale: Sadece seninle buluşacağımı biliyordum. Sonrasını düşünmedim.
– Plan yapmayı sevmiyor musun?
Jale: Önemli şeylerde planlıyım. Ama sosyal hayatta her dakikanın programlanmasını sevmiyorum.
– Neden?
Jale: Çünkü bazen bulunduğun yer hoşuna gidiyor ve kalmak istiyorsun. Bazen de hiç enerjin olmuyor ve erken dönmek istiyorsun. Program yüzünden kendini zorlamak gereksiz geliyor.
Jale’nin azade akşamının belki de temelinde bu fikir yatıyor: Akşamın nasıl ilerleyeceğine akşamın kendisi karar versin.
Azade Akşamın Yazılı Olmayan Kuralları
- Her davete katılmak zorunda değilsin.
- Bir yerde eğlenmiyorsan saatlerce kalmak zorunda değilsin.
- Tek başına yürümek de bir programdır.
- Sessizlik sıkıcılık anlamına gelmez.
- Fotoğraf çekmeden geçirilen bir akşam da hatırlanabilir.
- Eve erken dönmek akşamın kötü geçtiği anlamına gelmez.
Alsancak’ın Gündüzü ile Akşamı Arasındaki Fark
– Alsancak’ı gündüz mü daha çok seviyorsun, akşam mı?
Jale: Akşamüstü. Ben aradaki saatleri seviyorum.
– Neden herkes akşamüstünü seviyor?
Jale: Çünkü gün bitiyor ama gece başlamamış oluyor. İnsanların üzerindeki gündüz telaşı azalıyor.
– Günbatımı?
Jale: Güzel ama benim için manzaradan çok ışık önemli. Eski binaların üzerine akşam ışığı düşünce Alsancak başka görünüyor.
Gerçekten de gün içerisinde fark edilmeyen bazı cepheler akşam ışığında daha belirgin hâle geliyor. Sokak lambaları yavaş yavaş yanıyor ve gündüzün keskin görüntüsü yerini daha yumuşak bir şehir manzarasına bırakıyor.
Jale’nin Az Kullanılan Kelimelerle Alsancak Sözlüğü
Sohbetin bu bölümünde Jale’ye gündelik dilde artık daha seyrek kullanılan bazı kelimeleri söylüyor ve Alsancak’taki karşılıklarını soruyoruz.
Azade?
Jale: Kimseye yetişmek zorunda olmadığım bir akşam.
Hengâme?
Jale: Cumartesi akşamı Alsancak’ın en kalabalık sokağı.
Sükûnet?
Jale: O kalabalıktan iki sokak uzaklaşıp kahve içmek.
Teferruat?
Jale: Herkes vitrine bakarken üst kattaki eski pencereyi görmek.
Hasbihal?
Jale: “Yarım saat otururuz” diye başlayıp geceye uzayan arkadaş sohbeti.
Müphem?
Jale: Akşamüstünün gündüz mü gece mi olduğuna karar veremediği saat.
Mutat?
Jale: Her gün önünden geçtiğimiz için artık fark etmediğimiz şeyler.
Münferit?
Jale: Kalabalığın içerisindeki her insanın ayrı hikâyesi.
İzdüşüm?
Jale: Eski bir sokağın yıllar önceki bir arkadaşlığı hatırlatması.
Serencam?
Jale: Bir şehirde yıllar içerisinde biriken bütün hikâyelerimiz.
Trans Jale’ye Kısa Kısa: Düşünmeden Cevapla
Uzun cevaplardan sonra Jale’den bu kez fazla düşünmeden seçim yapmasını istiyoruz.
Alsancak mı, Bostanlı mı?
Jale: Alsancak ama sakin bir Alsancak.
Kahve mi, çay mı?
Jale: Kahve.
Gündüz mü, gece mi?
Jale: Akşamüstü.
Kalabalık mı, sükûnet mi?
Jale: Bugün kesinlikle sükûnet.
Topuklu mu, spor ayakkabı mı?
Jale: Uzun yürüyüş varsa spor ayakkabı.
Vapur mu, tramvay mı?
Jale: Vapur.
Plan mı, spontane mi?
Jale: Spontane.
Fotoğraf mı, anı yaşamak mı?
Jale: Önce bir fotoğraf, sonra telefon çantaya.
Yaz mı, kış mı?
Jale: Sonbahar seçeneğini ekleyelim.
Müzik mi, şehir sesi mi?
Jale: Ruh hâlime göre.
Alsancak’ı bir kelimeyle anlat?
Jale: Devinim.
Geçmişteki Jale Bugünkü Jale’yi Görse Ne Söylerdi?
– On yıl önceki Jale şu anda karşında otursa seni nasıl bulurdu?
Jale birkaç saniye düşünüyor.
Jale: Daha sakin bulurdu. Belki biraz şaşırırdı.
– Neye şaşırırdı?
Jale: Her şeye cevap vermek zorunda olmadığımı öğrenmiş olmama. Eskiden biri bir şey söylediğinde mutlaka açıklama yapmam gerektiğini düşünürdüm.
– Şimdi?
Jale: Şimdi bazen açıklamıyorum. Herkesin beni anlamasını sağlamak benim görevim değil.
– Geçmişteki kendine ne söylerdin?
Jale: “Biraz daha kendine güven ve her şeyi kişisel alma.” derdim. Bir de kötü saç kesiminden vazgeçmesini söylerdim.
Son cümleden sonra ikimiz de gülüyoruz.
“İnsan büyüdükçe bütün cevapları bulmuyor. Sadece hangi sorulara cevap vermek zorunda olmadığını öğreniyor.”
Kalabalıktan Azade Olmak İnsanlardan Kaçmak Değil
Jale’nin anlattıklarında önemli bir ayrıntı var. Onun “kalabalıktan azade olmak” dediği şey insanlardan tamamen uzaklaşmak değil.
Aksine arkadaşlarıyla sohbet etmeyi, dışarı çıkmayı ve şehirde yürümeyi seviyor.
Fakat bunları sürekli yüksek tempoda yaşamak istemiyor.
Bazen iki kişilik bir masa onlarca kişinin bulunduğu bir ortamdan daha cazip geliyor. Bazen saatlerce konuşmak yerine yarım saat yürümek yeterli oluyor.
Bazen de hiçbir şey söylemeden şehri seyretmek.
Jale İçin Azade Olmak Ne Değil?
- İnsanlardan tamamen uzaklaşmak değil,
- Şehri terk etmek değil,
- Arkadaşlıkları azaltmak değil,
- Her zaman yalnız olmak değil,
- Hayattan kopmak değil.
Peki Ne?
Kendi temposunu seçebilmek, her davete “evet” dememek ve bazen birkaç saat boyunca hiçbir yere yetişmek zorunda olmamak.
Alsancak Trans Jale’nin Kalabalıktan Azade Bir Akşamından Geriye Kalan
Alsancak Trans Jale’nin Kalabalıktan Azade Bir Akşamı diye başladığımız söyleşi, aslında şehir hayatının sık unutulan bir tarafını hatırlatıyor.
Bir şehri sevmek için sürekli onun en hareketli yerlerinde bulunmak gerekmiyor.
Alsancak’ı sevmek de yalnızca kalabalığını sevmek anlamına gelmiyor.
Bazen aynı semtin daha sessiz sokaklarında yürümek, eski bir binanın penceresine bakmak, sakin bir masada kahve içmek veya arkadaşınızla acele etmeden konuşmak da o şehrin parçası.
Jale’nin hikâyesinde trans kimlik görünmez değil. Fakat hikâyenin tamamı da değil.
Karşımızda şehir içerisinde kendi ritmini bulmaya çalışan, zamanını daha seçici kullanmayı öğrenmiş, yalnız kalmaktan eskisi kadar çekinmeyen, müzikle anıları birbirine bağlayan ve bazen bütün planlardan vazgeçip yalnızca yürümek isteyen bir kadın var.
Belki de bu söyleşinin en doğal tarafı burada.
Bir etiketten başlayıp bir insanın teferruatlarına ulaşmak.
Son Soru: Alsancak Sana Bir Cümle Söyleseydi?
Akşam ilerlerken son soruyu soruyoruz.
– Alsancak bir insan olsaydı ve sana tek bir cümle söyleyebilseydi ne söylerdi?
Jale: Çok zor soru.
– Bir şey söylemek zorundasın.
Jale etrafına bakıyor. Birkaç kişi yanımızdan geçiyor. Uzakta başka bir masadan kahkaha sesi geliyor. Sokaktaki hareketlilik biraz daha artmış durumda.
Bir süre düşündükten sonra cevap veriyor:
Jale: “İstersen kalabalığıma karış, istersen kenardan izle. İkisi de şehirde olmak.” derdi.
– Sen bugün hangisini seçiyorsun?
Jale: Kenardan izlemeyi.
– Yarın?
Jale: Yarın belli olmaz. Belki kalabalığın tam ortasında olurum.
“Her gün aynı insan olmak zorunda değiliz. Bugün sessizlik istiyorsam yarın müziğin ortasında olmak istemeyeceğim anlamına gelmiyor.”
Bir Akşamın Serencamı: Hengâmeden Sükûnete
Jale’yle masadan kalktığımızda Alsancak bizim geldiğimiz saatten daha kalabalık.
İnsanlar yanımızdan geçiyor. Birileri buluşacağı kişiyi telefonla tarif ediyor. Bir grup kahkahalar içerisinde ilerliyor. Bir başkası hızlı adımlarla tramvaya yetişmeye çalışıyor.
Şehrin hengâmesi devam ediyor.
Fakat Jale’nin akşamı bu hengâmeye rağmen sakin.
Çünkü sükûnetin her zaman fiziksel sessizlik anlamına gelmediğini söylüyor.
Bazen çevrenizde yüzlerce insan varken de kendi küçük alanınızı oluşturabiliyorsunuz.
Yürürken kulaklığınızı takarak…
Bir ara sokağa dönerek…
Sakin bir masaya oturarak…
Telefonu birkaç dakikalığına çantaya koyarak…
Ya da sadece kimseye yetişmek zorunda olmadığınızı kendinize hatırlatarak.
Jale’nin Azade Akşamından Son Cümle
“Alsancak’ın kalabalığını susturamazsınız; zaten susturmak da gerekmiyor. Bazen yapmanız gereken tek şey kendi sesinizi duyabileceğiniz küçük bir mesafe bulmak. Şehir akmaya devam ederken siz birkaç saatliğine onun telaşından azade olabilirsiniz.”

